ÇEVİRİ
Çeviri, kalkış dilinin (kaynak dil) bir bildirisini, varış diline (amaç dil) aktarmaktır.
Sponsorlu Bağlantılar
Bu terim hem etkinliği, hem ürününü; "özgün" ya da kaynak bildirinin "çevirisi" olarak amaç bildiriyi belirtir. Dar anlamda, çeviri yalnızca yazılı metinleri kapsar, "sözlü çeviri" sözkonusu olunca, dilmaçlık, hatta son zamanlarda görüldüğü gibi yorumlama anlaşılır.
Edebiyat çevirisi ve teknik çeviri birbirinden ayrılır, bu yalnızca çevrilecek metinlerin niteliğine ve bu metinlere uygun düşecek çeviri biçimine ilişkin bir karşıtlık değil, aynı zamanda toplumsal-mesleksel ve ekonomik türden bir ayırımdır. Edebiyat çevirmenleri, kitap çevirir ve oldukça düşük bir telif ücret alırken; teknik çevirmenlere genellikle daha dolgun bir ücret ödenir.
Çeviri, farklı diller konuşan topluluk ve bireyler arasındaki sayısız ilişkilerin her çağda zorunlu kıldığı evrensel nitelikli bir etkinliktir. Günümüzdeki uluslararası kuruluşların çeviri bölümlerinden çok önce, her tür yeminli ve belgeli çevirmenler, Firavun saraylarında dilmaç çevirmenler, vb. vardı. Çevirinin tarihsel kökenlerinde,, Eski Ahit’in yunanca çevirisi, "Ebdo Mekonta", aziz Hieronymus’un yaptığı latince İncil çevirisi (Vulgata) gibi kutsal metinler yer alır. Ama, ilyada ve Odysseia'nın çok sayıda çevirisinin de ortaya koyduğu gibi, Antikçağ’ın edebiyat metinleri de önemli bir yer tutar; edebiyatların, hatta Avrupa ulusal dillerinin kökeninde bile çeviriyi buluruz: örneğin, çağdaş almanca, temelinde Luther’in İncil çevirisindeki almancadır; fransız yazınının kaynaklarında, Plöiade akımının yapıtları, gerçek anlamda çeviriden, esinini antik başyapıtlardan alan uyarlamalara dek uzanan bir sürekliliği ortaya koyar.
Kutsal metinlerde konu Tanrı sözü olduğundan sadakat, filolojik kesinlik ve yorumda doğruluk (tefsir ve yorumbilim) temel ve mutlak zorunluluktur. Edebi çeviriler aynı mantığı izlemezler; bu tür çevirilerin çoğu için, "vefasız güzeller" denilebilmiştir; ama kimi dönemlerde metindeki kesinliğe ulaşma ve metinsel, kültürel duyarlığı sağlama yolunda bir tepki hareketinin ortaya çıktığı da görülür. Örneğin Leconte de Lisle’in Homeros şiirleri çevirisi buna tanıklık eder. Sous l'invocatıon de SaintJeröme' da Valery Larbaud’nun yaptığı gibi, kimi yazarlar, bize “çeviri sanatına” ilişkin çalışmalar bırakmıştır. Ama günümüzde çeviri, dilbilimin gittikçe güçlenmesi ve uluslararası ilişkilerin yoğunlaşmasından ötürü mesleksel ve kurumsal etkinlik alanı sürekli artan çevirinin gelişmesiyle bağıntılı olarak özgün bir dalın, "çeviribilim”in konusu olma eğilimindedir. "Aynı durum içinde", kaynak söylemle amaç söylem arasındaki işlevsel eşdeğerliliğin önemini belirten, çevirinin temelindeki iletişim süresini inceleyen, çevirinin şiirbilimsel kurallarını geliştirmeyi amaçlayan, çeviri tiplendirmelerine ilişkin öneriler getiren bir "çeviri bilimi” kurmaya çabalayan çeviri kuramcılarının ortaya çıkması buradan kaynaklanır.
Çoğu Avrupa ülkelerinde okulda yapılan "anadilinden yabancı dile” ve "yabancı dilden anadiline" çevirilere gelince, bu etkinlikler çeviri işlemlerini, dil öğretimindeki genel stratejinin bir parçası sayar ve bu gerekçeyle, dilsel güçlüklerden oluşan bir bütüne yer verirler: bunlar, uç durumları ele alan ve mesleki bir etkinlik olan gerçek anlamdaki çeviriye göre can sıkıcı nitelikte alıştırmalardır. Profesyonel çeviri, giderek artan nicel bir gelişim içindedir Bu da,.sorunu otomatik çeviriyle çözme evresine gelindiğini gösteren aşamalardan biridir.
Otamatik çeviri, ikinci Dünya savaşı'n- dan sonra krıptografi varsayımından yola çıkan, çeviriyi yalın bir karşılıklar bulma sistemiyle özdeşleştiren ve ele alınan iki dilin terimleri arasında tamkarşılıklı eşdeğerlikler kurmayı amaçlayan araştırmalara konu olmuştur: bu araştırmalar, iki dilli, bir otomatik sözlük oluşturmaya yönelmiştir. Birçok araştırma tasarısının aynı anda ortaya atıldığı bir coşku dönemi yaşanmış, ancak 1960 lı yıllarda, somut sonuçlara ulaşamayan bu arayışlar oldukça sert eleştirilere uğramıştır. Bu eleştiriler, özellikle yararlanılan dilbilim kuramının yetersizliğine ve başlangıçtaki amacın ütopik niteliğine yönelir.
Bugün, tümüyle otomatikleştirilmiş, üstün nitelikli çevirinin şimdilik gerçekçi bir amaç olmadığında birleşilmektedir Bu nedenle uzmanlar, bilgisayar destekli çeviriden söz etmeyi yeğlemektedirler. Çevirmen makinenin yaptığı yanlışları, makine yerine insan bir çevirmen-düzeltmenin gözden geçirdiği “yayım sonrası" bir evre öngörme zorunluğu doğmuştur. % 10'luk yanlış oranı, çoğu kez aşılan bir alt sınırdır. Böylece, makineye yalnızca standart, sözdizimsel yapısı önceden indirgenmiş söylemlerin verilmesini sağlayan bir önbasım da gerçekleştirilebilir. Temel amaç çevirmene otomatikleşmiş bir belge sistemi biçiminde bir yardım sağlamaktır. Yine de bu alandaki araştırmalar etkin bir biçimde sürmektedir. Genel olarak, çeviri, çözümleme, aktarım ve üretim olmak üzere üç evrede de alınmakta, dilbilimsel betimleme modelleriyle işlem yazılımlarını birbirinden iyi ayırmaya özen gösterilmektedir.
İki dil üstüne çalışılabileceği gibi çok dilli çeviri de amaçlanabilir ve arada bir "eksendıT'den (yapay dil) yararlanılabilir. Şimdiden, en azından deneme aşamasında birçok yöntem kullanılmaya başlanmıştır. SİSTRAN yöntemi, Avrupa topluluklarınca denenmiştir, Kanada’da geliştirilen TAUM METEO yöntemi, tümüyle kalıplaşmış bir dilde kaleme alınan hava durumu bültenlerini İngilizceden fransızcaya çevirmeye yaramaktadır; en ileri araştırmalar arasında, üstünde Grenoble’da, G.E.T.A.'nın üstünde çalıştığı ARİANE sistemleri ve Almanya ile Japonya' daki kimi aıaştırmalar sayılabilir.
Türk edebiyatında
Turfan ve çevresinde ele geçen uygur yazılı kaynaklarının büyük bölümü, çeviridir. Sanskritçe, çince. toharca gibi dillerden yapılan bu çeviriler, genellikle Buddha'nın yaşamını anlatan ve burkancılığın ilkelerini öykülerle açıklayan din kitaplarıdır: Altın yaruk (altın ışık), Sekiz yükmek (Sekiz yığın), Kalyanamkara ile Papamkara bu öykülerden bazılarıdır. Bu metinler türkçeye aktarılırken yabancı sözlere yer verilmemiş, din terimlerinin hemen tümüne türkçe karşılıklar bulunmuştur.
İslamlığın benimsenmesinden sonra, daha çok Kuran ve hadislerle öteki din kitaplarının çevirileri yapılmaya başlandı ibn Arapşah'ın Kuran çevirisi, Erzurumlu Darir'in yüz hadis çevirisi bu yoldaki ilk örneklerdir.
XIV-XV. yy.Tarda Anadolu'da tıp (müfredat-ibn Baytar vb ), astronomi (Melhame-i şemsiye vb.), zooloji (Hayat ût-hayvan vb.) gibi konularda pek çok çeviri yapıldı. İran ve arap dillerinden yapılan edebiyat çevirilerinde ise Nizami, Cami gibi yazarların yapıtları bazen eklemelerle zenginleştirildi; bazen, yalnızca ortak edebiyatın bir esin kaynağı olarak kaldı.
Batı dillerinden türkçeye yapılan ilk çeviriler XVIII. yy'ın ilk yarısında görülür. 1733'te Müteferrika'nın bastığı coğrafya kitabından sonra tarih, siyaset, tıp, tarım, askerlik konularında da pek çok kitap çevrildi. Bunların arasında Halis Efendi adlı birinin Kıyafetname adıyla çevirdiği, küçük bir karakteroloji kitabı da bulunmaktadır.
Ancak, türk tiyatrosunun ilk özgün örneğini veren İbrahim Şinasi'nin Şair evlenmesi'ni yazdığı 1859 yılı, aynı zamanda Batı'daki edebi türlerden bazılarının da türkçeye çevrilmeye başlandığı yıldır Yusuf Kâmil Paşa, transız yazarı Fenelon’dan çevirdiği Terceme-i Telemak' ile türk okurunu, batı edebiyatının öğretici roman örneklerinden biriyle tanıştırdı. 1862'de basılan yapıt büyük ilgi topladı; buradan yapılmış alıntılar ders kitaplarına girdi. Bunu, aynı yıl Ruzname-i ceride-i havadis gazetesinde Mağdûrîn hikâyesi adıyla tefrika edilen Vıctor Hugo'nun SefilleYın (Les mısârables) geniş özeti izledi. Telemak çevirisinin ağdalı diline karşılık, kime ait olduğu bilinmeyen ikinci çevirinin dili oldukça sadedir.
1871'de Voltaire (Hikâye-i hikemiyye-i Mikromega), A. Dumas (Monte Kristo), ertesi yıl Recaızade Ekrem'in kalemiyle Chateaubriand (Atala). Lesage (Topal şeytan. 1873'te B. de Saınt-Pıerre (Pot ve Virjini), P. du Terrail (Gece yolcuları). A Radclıffe (Sergüzeşt i Adetin). Longus (Dafni ile Koloe’nin hikâyei taaşşukları) gibi yazarları sonraki yıllarda X. de Montâ-pin, E. Sue, E. Richebourg, E. Gaboriau, J. Verne, Lamartine, O. Feuillet, H. Malot, P. Bourget, A. Daudet, P. Loti, G. de Maupassant, E. Zola vb.'den çeviriler izledi. XIX. yy.'ın sonlarına doğru Tolstoy (Familya saadeti, 1891), Puşkin(Kâğıt oyunu, 1893), P. Mârimâe (Karmen, 1898); XX. yy.'ın başlarında Turgenyef (Buhar, Ab-ı nevbahar, 1903), Byron (Chıllon mahpusu, 1904) türk okuruna sunuldular.
Tiyatro alanındaki ilk derli toplu çeviriler de, özellikle XIX. yy.'ın son çeyreğinden başlayarak yavaş yavaş yoğunluk kazandı. Evrensel nitelikteki oyun yazarlarından Shakespeare'ın türkçe olarak sahnelendiği bilinen ilk yapıtı, Romeo ve Jülyet'ten (1871) yaklaşık 5 yıl sonra Haşan Bedrettin ile Manastırlı Mehmet Rıfat, Othello'yu Dulcis'in fransızca uyarlamasından çevirdi. Haşan Sırrı ilk kez doğrudan yazıldığı dilden Venedik taciri (1884), arkasından Sehv i mudhik adıyla Yaniışlıklar komedyasTnı (1887) dilimize kazandırdı. Molıâre ise, ilk kez 1813'te H.A.G. Antimosyan'ın yaptığı ve ermeni harfleriyle bastırdığı Zoraki doktor (Le mâdecin malgrö lui) çevirisiyle türkçeye aktarılmış olmasına karşın, hem nicel hem de nitel yönden Ahmet Vefik Paşa'nın gerek doğrudan yaptığı çeviriler, gerekse uyarlamalarıyla türk sahnelerine yerleşti. Ahmet Vefik Paşa'nın 1869'dan başlayarak dilimize aktardığı Molıâre yapıtlarından bazıları (Zor nikâhı, Zoraki tabip, Yorgaki Dandini, vb.) bugün bile zevkle izlenebilmektedir. Victor Hugo'nun Hernani'sı de 1873-1874 yıllarında biri yine Ahmet Vefik Paşa, öbürü de Ahmet S. adlı bir başkası tarafından ayrı ayrı çevrildi. Ahmet Vefik Paşa'nın çevirisi kayıptır. Hugo'nun Angelo'su iki ayrı kişi tarafından ve başka yapıtları; rumcadan bazı yapıtlar; Schiller’in Hud'a ve aşk'ı (Intriçue et amour), sonraki yıllarda ise Balzac, Labiche, Gol doni, vb. yazarlardan ürünler de türkçeye çevrildi.
Yine Şair evlenmesin in yayımlandığı tarihte, Şinasi’nin çeşitli fransız şairlerinden yaptığı çevirilerle Münif Efendi'nin Muhaverat-ı hikemiye'si de türk edebiyatında yeni ufukların açılmasına, yazı sanatlarının yeni bir kimlik kazanmasına imkân verdi. Edebıyat-ı cedide'nin başlangıç tarihi olan 1896'lardan sonra çeviri çalışmalarının hızını yitirdiği, ikinci meşrutiyet'in ilanına değin daha çok belli alanlara (halk romanları, vodviller vb.) yöneldiği görülür.
Bu dönemde Ahmet Refik'in Medeniyet tarihi. Ata Bey'in Hammer'den 15 ciltlik OsmanlI tarihi ile Abdullah Cevdet’in "istibdatla mücadele, özgürlük ve insanlık düşüncelerini ön plana almak” amacıyla Doğu'nun ve Batı'nın belli başlı edebiyat yapıtlarını çevirme çabaları anılmaya değer.
Cumhuriyet dönemi
Arap abecesinin yerini latin harflerine bırakması (1928), Batı ile kültür alışverişinin daha planlı ve örgütlü bir yoldan kitlelere sunulması sorununu gündeme getirdi. 1924 te Milli eğitim bakanlığı bünyesinde kurulan Telif ve tercüme heyeti'nin (1926'dan sonra Milli talim ve terbiye dairesı'ne dönüştürüldü) bir uzantısı olarak. Haşan Âli Yücel'in girişimiyle 1939 yılında oluşturulan Tercüme bürosu, bir yandan yunan, roma, İslam ve doğu klasiklerini, bir yandan da çağdaş batı edebiyatlarının başyapıtlarının dilimize çevrilmesinde büyük rol oynadı. Buna paralel olarak, 19 mayıs 1940'tan başlayarak yayımlanan Tercüme’ dergisi de 1950Tİ yıllara değin bilgi aktarımı, tanıtma ve tartışma yönünden önemli bir işlevi yerine getirdi. Tercüme bürosu, 1950Tı yılların ortalarında lağvedildi, çeviri çalışmaları da daha çok özel yayınevlerince sürdürüldü.
—Mant. Çevirinin belirsizliği savına göre, söz düzenlemelerinin tümünü karşılayabilecek çeviri rehberleri hazırlanabilir, ama bunların birbirleriyle bağdaştırılmaları olanaksızdır. Demek ki, bir çeviri her zaman belirsiz kalmak zorundadır ve hiçbir belirgin doğrulama süreci bu belirsizliği tümüyle gideremez Quine, bu savı, iki ayrı dilde "birbirine çevrilebilir" ya da "anlamdaş" iki cümleyle karşılanabilecek ve bu cümlelerin anlamını verecek tek bir bütün'ün varolamayacağını kanıtlamak için kullanmıştır.
Kaynak: Büyük Larousse

Son düzenleyen Safi; 28 Mayıs 2017 21:57
Tanrı varsa eğer, ruhumu kutsasın... Ruhum varsa eğer!