
Ziyaretçi
Thomas Samuel Kuhn
(D. 18 Temmuz 1922, Cincinnati, Ö. 17 Haziran 1996 ABD)
ABD’li bilim felsefecisi ve tarihçi.
Bilimi, topluluk içinde yürütülen bir etkinlik olarak ele almış, bilimlerdeki görüş değişikliklerini açıklamıştır. Ayrıca bilimlerde doğrusal c ve sürekli gelişme olduğu yolundaki görüşü de sarsmıştır.
Harvard Üniversitesi’nde fizik öğrenimi gören Kuhn, 1943’te mezun olduktan sonra II. Dünya Savaşı’na katıldı. 1948’te aynı üniversiteye girdi. 1949’da bilim tarihi konusunda doktora çalışmasını tamamladı. 1956:’ya değin burada bilim tarihi ve bilim felsefesi dersleri verdi. Daha sonra Berkeley’deki California Üniversitesi’nde ders veren ve 1958’de Princeton Üniversitesi’nde profesör olan Kuhn, bu üniversiteye bağlı Yüksek Araştırma Enstitüsü’nde de görev aldı. 1968’de bir süre Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde çalıştı. 1985’te Paris’teki Uluslar arası Felsefe Yüksekokulu’nda dersler verdi. Ardından Princeton Üniversitesi’ndeki görevine döndü.
Kuhn ilk çalışmalarını Aristotales fiziği üzerinde yoğunlaştırdı. Newton mekaniğiyle geçersiz kılınan Aritotales fiziğinin yüzyıllar boyu bilim adamlarınca kabul görmesi olgusundan kalkarak, bu sistemin yayılım alanını araştırdı. Aristotales fiziğinin de tıpkı kendisinden sonra gelen bilim sistemleri gibi, iç tutarlılığa ve açıklama gücüne sahip olduğu sonucuna vardı. Bu yolla bilim dallarında toptan bakış açılarının değişmesi olgusunu belirleyen Kuhn, bu türden değişmelerin devrim olduğu düşüncesiyle tarihi araştırmalara girişti. Önce Kopernik’in Newton fiziğine yol açan devrimini ele aldı.
İlkin Ptolemaios ve Kopernik sistemleri arasındaki temel farkı, yani Yer’in sabit olması ve Güneş’in onun çevresinde dönmesi ile Güneş’in sabit olması ve gezegenlerin onun çevresinde dönmesi tespitleri ele alan Kuhn, her iki bakış açısı için de kendiliğinden açık, saf gözlem verilerinin olmadığını saptadı. Öte yandan herhangi bir bakış açısı olmadan gözlemlerin de anlamlı bir açıklama temeli sağlamadığını belirtti. Böylece Kopernik devriminin bambaşka bir bakış açısıyla yepyeni bir bilim temeli kurduğunu belirledi.
Bundan sonra dikkatini fizik biliminin tarih içinde geçirdiği iki devrime (Newton ve Einstein) çeviren Kuhn, fizik bilimi altında oluşmuş üç sisteminde (Aritotales fiziği, Newton mekaniği ve parçacık fiziği) ilgili oldukları gerçeklik biçimiyle uyumlu olduklarını saptadı. Bu açıdan hiçbirinin ötekiler üzerinde daha ileri ya da tek doğru sistem olma iddiasına hak kazanmadıkları sonucuna vardı.
Buradan bilimsel devrimlerin genel yapısına giren Kuhn, şöyle bir şema belirledi:
Her bilim dalı, tarihinde, bir bilim öncesi bir dönem yaşar. Bu dönemde, belirginleşmiş bir bakış açısı yoktur ve bu dalda araştırma yapan bilim adamları çok çeşitli yollar denerler, çeşitli yöntemler kullanırlar. Zamanla açıklama gücü yüksek olan ve daha ileri araştırmalar yapılmasına izin verilen bir bakış açısı, bir yöntem ya da bir örnek, kendini kanıtlar ve kabul ettirir.
Bu örneğe Kuhn paradigma
adını verir ve sonraki açıklamalarında, bunun belirli bir yöntem olmadığını vurgular. Buna göre, bilim adamlarının geçerliğini kabul etmelerini sağlayacak herhangi bir bilimsel çalışma (bir teknik, bir yeni deney, b,r gözlem biçim, vb.) bir paradigma olabilir.
Paradigma ’nın yeterli sayıda bilim adamınca kabul edilmesiyle, bilim dalı ilk bilimsel dönemine girer ve bir bilim topluluğu oluşur. Bilim topluluğu da, o paradigma’nın gücüne inanan, kendi çalışmalarında onu örnek alan ve çalışmalarını belirli bir anlaşma biçimi içinde topluluğun diğer üyelerine aktaran bilim adamlarından oluşur. Böylece normal bilim dönemi başlar.
Normal bilim dönemi temelde, bir bulmaca çözme dönemidir. Bilim dalının araştırma alanını belirleyen ve topluluk üyelerinin ortak bakış açısını oluşturan sınırlar içinde, alanın daha bilinmeyen yanları araştırılır ve yeni buluşlar yapılır. Bu dönem, Kuhn’a göre bilimsel bilginin kesintisiz ilerlemesini sağlayan bir dönemdir.
Ama zamanla belirli bir süre normal bilim yapan topluluğun araştırmaları, yavaş yavaş uygunsuzluklara (anomali) karşılaşmaya başlar, çünkü başlangıçtaki paradigma ve onun sağladığı bakış açısı ancak belirli sınırlara kadar geçerlidir, bilim dalının araştırma alanına giren bütün nesneleri kapsayamaz. Topluluk üyelerinin ilk tepkileri, ortaya çıkan uygunsuzlukları bir biçimde açıklamak, hatta giderek göz ardı etmektir. Ama, uygunsuzluklar giderek çoğalır ve bilim topluluğu bunalıma girer. Bunalım içindeki toplulukta, bilim öncesi döneme benzer bir arayış çeşitliliği ve bakış açısı çatışmaları başlar. Bu arada, bakış açısını toptan değiştirebilecek yaratıcılıkta (genellikle genç) bir bilim adamı, ortaya yeni bir paradigma atar ve bilimsel devrimi başlatır.
Yeni paradigma ya da bakış açısı, bilim topluluğunun eski üyelerince genellikle reddedilir. Bunun üzerine, yeni bakış açısını benimseyen genç bilim adamlarıyla yaşlılar arasında bir çekişme başlar ve Kuhn’a göre, yaşlı bilim adamlarıyla ölmesiyle sona erer. Böylelikle yeni paradigma’yı kabul eden genç bilim adamları, yeni bilim topluluğunu oluştururlar ve yeni bir normal bilim dönemi başlar.
Kuhn’a göre bu dairesel gelişme biçiminin tarihinin herhangi bir noktasında durması söz konusu değildir ve bu gelişme de olasılıkla, bilim tarihi içinde hep yinelenecek bir biçimidir.
Bu çalışmalardan sonra Kuhn, dikkatini bilimin dili ve bilimsel bilgi ile gerçeklik ilişkileri üzerinde yoğunlaştırdı. Bu son çalışmalarıyla, Kant’ın “ bilen özne bildiği nesneyi kendisi kurar” anlayışına yakın bir görüşe gittiği doğru görülmektedir.
Başlıca Yapıtları
Paradigma
Sponsorlu Bağlantılar
ABD’li bilim felsefecisi ve tarihçi.
Bilimi, topluluk içinde yürütülen bir etkinlik olarak ele almış, bilimlerdeki görüş değişikliklerini açıklamıştır. Ayrıca bilimlerde doğrusal c ve sürekli gelişme olduğu yolundaki görüşü de sarsmıştır.
Harvard Üniversitesi’nde fizik öğrenimi gören Kuhn, 1943’te mezun olduktan sonra II. Dünya Savaşı’na katıldı. 1948’te aynı üniversiteye girdi. 1949’da bilim tarihi konusunda doktora çalışmasını tamamladı. 1956:’ya değin burada bilim tarihi ve bilim felsefesi dersleri verdi. Daha sonra Berkeley’deki California Üniversitesi’nde ders veren ve 1958’de Princeton Üniversitesi’nde profesör olan Kuhn, bu üniversiteye bağlı Yüksek Araştırma Enstitüsü’nde de görev aldı. 1968’de bir süre Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde çalıştı. 1985’te Paris’teki Uluslar arası Felsefe Yüksekokulu’nda dersler verdi. Ardından Princeton Üniversitesi’ndeki görevine döndü.
Kuhn ilk çalışmalarını Aristotales fiziği üzerinde yoğunlaştırdı. Newton mekaniğiyle geçersiz kılınan Aritotales fiziğinin yüzyıllar boyu bilim adamlarınca kabul görmesi olgusundan kalkarak, bu sistemin yayılım alanını araştırdı. Aristotales fiziğinin de tıpkı kendisinden sonra gelen bilim sistemleri gibi, iç tutarlılığa ve açıklama gücüne sahip olduğu sonucuna vardı. Bu yolla bilim dallarında toptan bakış açılarının değişmesi olgusunu belirleyen Kuhn, bu türden değişmelerin devrim olduğu düşüncesiyle tarihi araştırmalara girişti. Önce Kopernik’in Newton fiziğine yol açan devrimini ele aldı.
İlkin Ptolemaios ve Kopernik sistemleri arasındaki temel farkı, yani Yer’in sabit olması ve Güneş’in onun çevresinde dönmesi ile Güneş’in sabit olması ve gezegenlerin onun çevresinde dönmesi tespitleri ele alan Kuhn, her iki bakış açısı için de kendiliğinden açık, saf gözlem verilerinin olmadığını saptadı. Öte yandan herhangi bir bakış açısı olmadan gözlemlerin de anlamlı bir açıklama temeli sağlamadığını belirtti. Böylece Kopernik devriminin bambaşka bir bakış açısıyla yepyeni bir bilim temeli kurduğunu belirledi.
Bundan sonra dikkatini fizik biliminin tarih içinde geçirdiği iki devrime (Newton ve Einstein) çeviren Kuhn, fizik bilimi altında oluşmuş üç sisteminde (Aritotales fiziği, Newton mekaniği ve parçacık fiziği) ilgili oldukları gerçeklik biçimiyle uyumlu olduklarını saptadı. Bu açıdan hiçbirinin ötekiler üzerinde daha ileri ya da tek doğru sistem olma iddiasına hak kazanmadıkları sonucuna vardı.
Buradan bilimsel devrimlerin genel yapısına giren Kuhn, şöyle bir şema belirledi:
Her bilim dalı, tarihinde, bir bilim öncesi bir dönem yaşar. Bu dönemde, belirginleşmiş bir bakış açısı yoktur ve bu dalda araştırma yapan bilim adamları çok çeşitli yollar denerler, çeşitli yöntemler kullanırlar. Zamanla açıklama gücü yüksek olan ve daha ileri araştırmalar yapılmasına izin verilen bir bakış açısı, bir yöntem ya da bir örnek, kendini kanıtlar ve kabul ettirir.
Bu örneğe Kuhn paradigma

Paradigma ’nın yeterli sayıda bilim adamınca kabul edilmesiyle, bilim dalı ilk bilimsel dönemine girer ve bir bilim topluluğu oluşur. Bilim topluluğu da, o paradigma’nın gücüne inanan, kendi çalışmalarında onu örnek alan ve çalışmalarını belirli bir anlaşma biçimi içinde topluluğun diğer üyelerine aktaran bilim adamlarından oluşur. Böylece normal bilim dönemi başlar.
Normal bilim dönemi temelde, bir bulmaca çözme dönemidir. Bilim dalının araştırma alanını belirleyen ve topluluk üyelerinin ortak bakış açısını oluşturan sınırlar içinde, alanın daha bilinmeyen yanları araştırılır ve yeni buluşlar yapılır. Bu dönem, Kuhn’a göre bilimsel bilginin kesintisiz ilerlemesini sağlayan bir dönemdir.
Ama zamanla belirli bir süre normal bilim yapan topluluğun araştırmaları, yavaş yavaş uygunsuzluklara (anomali) karşılaşmaya başlar, çünkü başlangıçtaki paradigma ve onun sağladığı bakış açısı ancak belirli sınırlara kadar geçerlidir, bilim dalının araştırma alanına giren bütün nesneleri kapsayamaz. Topluluk üyelerinin ilk tepkileri, ortaya çıkan uygunsuzlukları bir biçimde açıklamak, hatta giderek göz ardı etmektir. Ama, uygunsuzluklar giderek çoğalır ve bilim topluluğu bunalıma girer. Bunalım içindeki toplulukta, bilim öncesi döneme benzer bir arayış çeşitliliği ve bakış açısı çatışmaları başlar. Bu arada, bakış açısını toptan değiştirebilecek yaratıcılıkta (genellikle genç) bir bilim adamı, ortaya yeni bir paradigma atar ve bilimsel devrimi başlatır.
Yeni paradigma ya da bakış açısı, bilim topluluğunun eski üyelerince genellikle reddedilir. Bunun üzerine, yeni bakış açısını benimseyen genç bilim adamlarıyla yaşlılar arasında bir çekişme başlar ve Kuhn’a göre, yaşlı bilim adamlarıyla ölmesiyle sona erer. Böylelikle yeni paradigma’yı kabul eden genç bilim adamları, yeni bilim topluluğunu oluştururlar ve yeni bir normal bilim dönemi başlar.
Kuhn’a göre bu dairesel gelişme biçiminin tarihinin herhangi bir noktasında durması söz konusu değildir ve bu gelişme de olasılıkla, bilim tarihi içinde hep yinelenecek bir biçimidir.
Bu çalışmalardan sonra Kuhn, dikkatini bilimin dili ve bilimsel bilgi ile gerçeklik ilişkileri üzerinde yoğunlaştırdı. Bu son çalışmalarıyla, Kant’ın “ bilen özne bildiği nesneyi kendisi kurar” anlayışına yakın bir görüşe gittiği doğru görülmektedir.
Başlıca Yapıtları
- The Copernican Revolution: Planetary Astronomy and The Development of Western Thought (1957; Kopernik Devrimi: Gezegenler Astronomisi ve Batı Düşüncesinin Gelişimi)
- The Structure of Scientific Revulotions (1969; Bilimsel Devrimlerin Yapısı, 1982)
- The Essential Tension: Selected Studies in Scientific Tradition ans Change (1977; Gerekli Gerilim: Bilimsel Gelenek ve Değişim Üzerine Seçme İncelemeler)
- Black-Body Theory and The Quantum Discontinuity, 1894-1912 (Kara Cisim Kuramı ve Kuantum Süreksizliği, 1894-1912)

AnaBritannica
Son düzenleyen Safi; 11 Aralık 2015 00:49
Biyografi Konusu: Thomas Samuel Kuhn nereli hayatı kimdir.