Arama

Allah'ın Kelam'ından bir Ayet de siz hediye eder misiniz? - Sayfa 23

Bu Konuya Puan Verin:
Güncelleme: 21 Temmuz 2013 Gösterim: 89.240 Cevap: 251
vain - avatarı
vain
Ziyaretçi
16 Şubat 2007       Mesaj #221
vain - avatarı
Ziyaretçi
insana uhud dağı kadar altın versen insan yine ister
Sponsorlu Bağlantılar
Son düzenleyen asla_asla_deme; 9 Mart 2008 22:58 Sebep: Mesajlar Otomatik Olarak Birleştirildi
vain - avatarı
vain
Ziyaretçi
5 Mart 2007       Mesaj #222
vain - avatarı
Ziyaretçi
Muhabbetullah Ayetleri

Sponsorlu Bağlantılar
Ankebut / 25. (İbrahim onlara) dedi ki: Siz, sırf aranızdaki dünya hayatına has muhabbet uğruna Allah'ı bırakıp birtakım putlar edindiniz. Sonra kıyamet günü (gelip çattığında ise) birbirinizi tanımazlıktan gelecek ve birbirinize lânet okuyacaksınız. Varacağınız yer cehennemdir ve hiç yardımcınız da yoktur.
زُيِّنَ لِلنَّاسِ حُبُّ الشَّهَوَاتِ مِنَ النِّسَاءِ وَالْبَنينَ وَالْقَنَاطيرِ الْمُقَنْطَرَةِ مِنَ الذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ وَالْخَيْلِ الْمُسَوَّمَةِ وَالْاَنْعَامِ وَالْحَرْثِ ذلِكَ مَتَاعُ الْحَيوةِ الدُّنْياَ وَاللّهُ عِنْدَهُ حُسْنُ الْمَابِ
Al-i İmran / 14. Nefsanî arzulara, (özellikle) kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, sağmal hayvanlara ve ekinlere karşı düşkünlük insanlara çekici kılındı. Bunlar, dünya hayatının geçici menfaatleridir. Halbuki varılacak güzel yer, Allah'ın katındadır.
اِذْ قَالُوا لَيُوسُفُ وَاَخُوهُ اَحَبُّ اِلى اَبينَا مِنَّا وَنَحْنُ عُصْبَةٌ اِنَّ اَبَانَا لَفى ضَلَالٍ مُبينٍ () اُقْتُلُوا يُوسُفَ اَوِ اطْرَحُوهُ اَرْضًا يَخْلُ لَكُمْ وَجْهُ اَبيكُمْ وَتَكُونُوا مِنْ بَعْدِه قَوْمًا صَالِحينَ
Yusuf / 8-9. (Kardeşleri) dediler ki: Yusuf’la kardeşi (Bünyamin) babamıza bizden daha sevgilidir. Halbuki biz kalabalık bir cemaatiz. Şüphesiz ki babamız apaçık bir yanlışlık içindedir. (Aralarında dediler kiMsn Happy Yusuf’u öldürün veya onu (uzak) bir yere atın ki babanızın teveccühü yalnız size kalsın! Ondan sonra da (tevbe ederek) sâlih kimseler olursunuz!
وَمِنْ ايَاتِه اَنْ خَلَقَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوَاجًا لِتَسْكُنُوا اِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُمْ مَوَدَّةً وَرَحْمَةً اِنَّ فى ذلِكَ لَايَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
Rum / 21. Kaynaşmanız için size kendi (cinsi)nizden eşler yaratıp aranızda sevgi ve merhamet peydâ etmesi de O'nun (varlığının) delillerindendir. Doğrusu bunda, iyi düşünen bir kavim için ibretler vardır.
اَنِ اقْذِفيهِ فِى التَّابُوتِ فَاقْذِفيهِ فِى الْيَمِّ فَلْيُلْقِهِ الْيَمُّ بِالسَّاحِلِ يَاْخُذْهُ عَدُوٌّ لى وَعَدُوٌّ لَهُ وَاَلْقَيْتُ عَلَيْكَ مَحَبَّةً مِنّى وَلِتُصْنَعَ عَلى عَيْنى
Taha / 39. Musa'yı sandığa koy; sonra onu denize (Nil'e) bırak; deniz onu kıyıya atsın da, benim düşmanım ve onun düşmanı olan biri onu alsın. (Ey Musa! Sevilmen) ve benim nezaretimde yetiştirilmen için sana kendimden sevgi verdim.
Pollyanna - avatarı
Pollyanna
Ziyaretçi
10 Mart 2007       Mesaj #223
Pollyanna - avatarı
Ziyaretçi
RAHMAN VE RAHiM OLAN ALLAH'IN ADIYLA
EY iMAN EDENLER! MALLARINIZI ARANIZDA BATIL YOLLARLA YEMEYiN. ANCAK KARSILIKLI RIZA iLE YAPILAN TiCARETLE OLURSA BASKA. KENDiNiZi HELAK ETMEYiN. SUPHESiZ ALLAH, SiZE KARSI COK MERHAMETLiDiR.
KiM HADDi ASARAK VE ZULMEDEREK BUNU YAPARSA, ONU CEHENNEM ATESiNE ATACAGIZ. BU, ALLAH'A PEK KOLAYDIR.
Nisa suresi 29-30
the_pretty - avatarı
the_pretty
Ziyaretçi
11 Mart 2007       Mesaj #224
the_pretty - avatarı
Ziyaretçi
MUHAMMED2012 jpg
vain - avatarı
vain
Ziyaretçi
12 Mart 2007       Mesaj #225
vain - avatarı
Ziyaretçi
Bakara Suresi 255. Ayet
Allah’dan başka hiç bir ilah yoktur. O, daima yaşayan, daima duran, bütün varlıkları ayakta tutandır. O’nu ne gaflet basar, ne de uyur. Göklerdeki ve yerdeki herşey O’nundur. O’nun izni olmadan huzurunda şefaat etmek kimin haddine! Onların önlerinde ve arkalarında ne varsa hepsini bilir. Onlar ise, O’nun dilediği kadarından başka ilminden hiçbir şey kavrayamazlar. O’nun hükümdarlığı, bütün gökleri ve yeri kucaklamıştır. Her ikisini görüp gözetmek, ona bir ağırlık da vermez. O, çok ulu ve çok büyüktür.

Zinaya yaklaşmayın! O; hayasızlık, çirkin, aşağı bir iş, kötü bir yoldur.) [İsra 32] (Ey Resulüm, müminlere söyle, harama bakmasınlar ve avret yerlerini haramdan korusunlar! Müslüman kadınlar da ziynetlerini göstermesinler, başörtülerini yakalarına kadar örtsünler!) (Nur 31)
(Yemin ederim ki, birinin başına demir çivi sokulması, yabancı bir kadına dokunmasından daha hafiftir.) [Taberani]
(Sizin için en çok korktuğum şey zinadır.) [Taberani]
(Zina etmeyin, kadınlarınızın cazibesi, sevgisi gider, soğukluk başlar.) [İ.Neccar]
([Bilhassa] zina eden ihtiyar lanete uğrar.) [Bezzar]
(Zina fakirliğe yol açar.) [Beyheki]
(Gençliğini zinadan koruyan [mümin] Cennete girer.) [Beyheki]
(Bir kadın, beş vakit namazını kılar, namusunu korur, kocası ile iyi geçinirse, dilediği kapıdan Cennete girer.) [İbni Hibban]
(Ey gençler, namusunuzu koruyun, zina etmeyin! İyi bilin ki, namusunu koruyana Cennet vardır.) [Hakim]
(Kötülükten korunmak için, nikahlı yaşayın ve iffetli olun!) [İbni Asakir]
(Onun bunun karısını, kızını ayartan bizden değildir.) [İ.Ahmed]
Fuhşun açığına da, gizlisine de yaklaşmayın(Enam 151)
(Azab-ı İlahiden korkarak, başını yabancı kadından çevirene, Allahü teâlâ ibadetin tadını duyurur.) [Hakim]
(Harama bakmayan gözler, Cehennem ateşi görmez.) [İsfehani]
(Kadına, şehvetle bakanın, gözlerine erimiş kurşun dökülüp, Cehenneme atılır.) [M. Enhür]
(Avret yerini açana, başkasının avret yerine bakana Allah lanet etsin!) [Beyheki]
(Kadının yüzünden ve iki eli ayasından başka bütün bedeni avrettir.) [M.Enhür]
(Bir yerde, zina ve riba çoğalırsa, o yerin halkı, belaya maruz kalır.) [Hakim]
(Zina fakirlik getirir.) [Buhari]
(Zinaya devam eden, putperest gibidir.) [Harâiti]
(Zina edenin yüzü Cehennemde ateşle yanar.) [Taberani]
(Zina edenlerin avretlerinin kokusu, bütün Cehennem halkına eza verir.) [Bezzar]
Son düzenleyen vain; 12 Mart 2007 21:26 Sebep: Mesajlar Otomatik Olarak Birleştirildi
çaylak - avatarı
çaylak
Ziyaretçi
16 Nisan 2007       Mesaj #226
çaylak - avatarı
Ziyaretçi
Mekke'de nazil olmuştur. 83 âyettir. Sûre, ismini iki harften olan ilk âyetten almıştır. "Yâsin", genellikle "Ey insan!" manasına geldiği kabul edilir. Bununla kastedilen, Hz. Peygamber'(s.a.v) dir. Yâsin sûresi Kur'an'ın kalbi kabul edilmiş ve müslümanlar arasında ayrı bir önem kazanmıştır.Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla

1.Yasîn.
2.Andolsun hikmetli Kur'an'a,
3. Gerçekten sen, gönderilen (elçi)lerdensin.
4.Dosdoğru bir yol üzerinde(sin).
5. (Kur'an) Güçlü ve üstün olan, esirgeyen (Allah')ın indirmesidir.
6.Babaları uyarılmamış, böylece kendileri de gafil kalmış bir kavmi uyarman için (gönderildin).
7. Andolsun, onların çoğu üzerine o söz hak olmuştur; artık inanmazlar.
8. Gerçekten Biz onların boyunlarına, çenelere kadar (dayanan) halkalar geçirdik; bu yüzden başları yukarı kalkıktır.
9.Biz önlerinde bir sed, arkalarında bir sed çektik. Böylelikle onları örtüverdik, artık görmezler.

10. Kendilerini uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir; inanmazlar.
11.Sen ancak, zikre (Kur'an'a) uyan ve gayb ile Rahman olan (Allah')a (karşı) içi titreyerek korku duyan kimseyi uyarırsın. İşte böylesini, bir bağışlanma ve üstün bir ecirle müjdele.
12. Şüphesiz Biz, ölüleri Biz diriltiriz; onların önden takdim ettiklerini ve eserlerini Biz yazarız. Biz herşeyi, apaçık bir kitapta tespit edip korumuşuz.
13. Sen onlara, o şehir halkının örneğini ver; hani oraya elçiler gelmişti.
14. Hani onlara iki (elçi) göndermiştik, fakat ikisini yalanlamışlardı. Biz de (iki elçiyi) bir üçüncüyle güçlendirdik; böylece dediler ki: "Şüphesiz biz, size, gönderilmiş elçileriz."
15.Dediler ki: "Siz, bizim benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsiniz, Rahman (olan Allah) da herhangi bir şey indirmiş değildir. Siz, yalnızca yalan söylüyorsunuz."
16.Dediler ki: "Rabbimiz, gerçekten size gönderilmiş elçiler olduğumuzu bilir."
17. "Bizim üzerimizde de (sorumluluk ve görev olarak) apaçık bir tebliğden başkası yoktur."
18. Dediler ki: "Herhalde biz, sizlerden dolayı uğursuzluğa uğradık. Eğer (bu söylediklerinize) bir son vermeyecek olursanız, andolsun, sizi taşa tutacağız ve mutlaka bizden yana size acı bir azap dokunacaktır."
19.Dediler ki: "Uğursuzluğunuz, sizinledir. Size öğüt verildi diye mi (uğursuzluğa uğradınız)? Hayır, siz ölçüyü taşıran bir kavimsiniz."
20. Şehrin en uzak yerinden bir adam koşarak geldi: "Ey kavmim, elçilere uyun" dedi.
21. "Sizden ücret istemeyenlere uyun, onlar hidayet bulmuş kimselerdir."
22. "Bana ne oluyor ki, beni yaratana kulluk etmeyecekmişim? Siz O'na döndürüleceksiniz."
23. "Ben, O'ndan başka İlahlar edinir miyim ki, Rahman (olan Allah), bana bir zarar dileyecek olsa, ne onların şefaati bana bir şeyle yarar sağlar, ne de onlar beni kurtarabilirler."
24. "O durumda ise, gerçekten ben apaçık bir sapıklık içinde olmuş olurum."
25. "Şüphesiz ben, sizin Rabbinize iman ettim; işte beni işitin."
26.Ona: "Cennete gir" denildi. O da: "Keşke benim kavmim de bir bilseydi" dedi.
27. "Rabbimin beni bağışladığını ve ağırlananlardan kıldığını."
28. Kendisinden sonra ise, kavminin üzerine gökten bir ordu indirmedik; indirecek de değildik.
29. (Ancak onlara) Yalnızca bir tek çığlık (yetti); anında sönüverdiler.
30.Yazıklar olsun kullara; ki onlara bir elçi gelmeyegörsün, mutlaka onunla alay ederlerdi.
31. Görmüyorlar mı, kendilerinden önce nice nesilleri helak ettik? Onlar, bir daha kendilerine dönmemektedirler.
32. Ancak onların hepsi, toplanmış olarak Huzurumuz'a getirilmişlerdir.
33.Ölü toprak kendileri için bir ayettir; Biz onu dirilttik, ondan taneler çıkarttık, böylelikle ondan yemektedirler.
34.Biz, orada hurmalıklardan ve üzüm-bağlarından bahçeler kıldık ve içlerinde pınarlar fışkırttık:
35.Onun ürünlerinden ve kendi ellerinin yaptıklarından yemeleri için. Yine de şükretmiyorlar mı?
36.Yerin bitirdiklerinden, kendi nefislerinden ve daha bilmedikleri nice şeylerden bütün çiftleri yaratan (Allah çok) Yücedir.
37.Gece de kendileri için bir ayettir. Gündüzü ondan sıyırıp yüzeriz, hemen artık karanlıkta kalıvermişlerdir.
38. Güneş de, kendisi için (tespit edilmiş) olan bir müstakarra doğru akıp gitmektedir. Bu, üstün ve güçlü olan, bilen (Allah)ın takdiridir.
39.Ay'a gelince, Biz onun için de birtakım uğrak yerleri takdir ettik; sonunda o, eski bir hurma dalı gibi döndü (döner).
40. Ne Güneş'in Ay'a erişip-yetişmesi gerekir, ne de gecenin gündüzün önüne geçmesi. Her biri bir yörüngede yüzüp gitmektedirler.
41.Onların soylarını dolu gemilerde taşımamız da kendileri için bir ayettir.

42. Ve onlar için binmekte oldukları bunun benzeri (nice) şeyleri yaratmamız da.
43. Eğer dilersek onları batırır-boğarız; bu durumda ne onların imdadına yetişen olur, ne de kurtulabilirler.
44. Ancak Bizden bir rahmet olması ve (onları) belirli bir zamana kadar yararlandırmamız başka.
45.Onlara: "Önünüzde ve arkanızda olandan sakının, belki esirgenirsiniz" denildiğinde, (dinlemeyip inkara devam edenler).
46.Onlara, Rablerinin ayetlerinden bir ayet gelmeyi görsün, mutlaka ondan yüz çevirirler.
47.Ve onlara: "Size Allah'ın rızık olarak verdiklerinden infak edin" denildiği zaman, o inkar edenler iman edenlere dediler ki: "Allah'ın, eğer dilemiş olsaydı yedireceği kimseyi biz mi yedirecek mişiz? Gerçekten siz, apaçık bir şaşkınlık içindesiniz."
48.Ve derler ki: "Eğer doğru söylüyorsanız bu tehdit (etmekte olduğunuz yıkım ve azap) ne zamanmış?"
49. Onlar, yalnızca tek bir çığlıktan başkasını gözetmezler, onlar birbirleriyle çekişip-dururken o kendilerini yakalayıverir.
50.Artık ne bir tavsiyede bulunmağa güç yetirebilirler, ne ailelerine dönebilirler.
51.Sur'a üfürülmüştür; böylece onlar kabirlerinden (diriltilip) Rablerine doğru (dalgalar halinde) süzülüp-giderler.
52.Demişlerdir ki: "Eyvahlar bize, uykuya-bırakıldığımız yerden bizi kim diriltip-kaldırdı? Bu, Rahman (olan Allah)ın va'dettiğidir, (demek ki) gönderilen (elçi)ler doğru söylemiş".
53.O, yalnızca bir tek çığlıktan başkası değildir; artık onların hepsi toplanmış olarak Huzurumuz'a getirilmişlerdir.
54.İşte bugün hiç kimseye (hiç)bir şeyle zulmedilmez ve siz de yaptıklarınızdan başkasıyla karşılık görmezsiniz.
55.Gerçek şu ki, bugün cennet halkı, 'sevinç ve mutluluk dolu' bir meşguliyet içindedirler.
56.Kendileri ve eşleri, gölgeliklerde, tahtlar üzerinde yaslanmışlardır.
57.Orada taptaze-meyveler onların ve istek duydukları herşey onlarındır.
58. Çok esirgeyen Rabb'dan onlara bir de sözlü "Selam" (vardır).
59."Ey suçlu-günahkarlar, bugün siz bir yana çekilin."
60,"Ey Ademoğulları, ben size and vermedim mi ki: Şeytana kulluk etmeyin, çünkü, o, sizin için apaçık bir düşmandır;"
61."Bana kulluk edin, doğru yol budur."
62.Andolsun o, sizden birçok insan-neslini saptırmıştı. Yine de aklınızı kullanmıyor muydunuz?
63.İşte bu, size vadedilmiş cehennemdir.
64. İnkar etmenize karşılık olmak üzere bugün oraya girin.
65.Bugün Biz onların ağızlarını mühürleriz; (günahtan ve sevaptan yana) kazandıklarını, elleri Bize söylemekte, ayakları (aleyhlerinde) şahitlik etmektedir.
66.Eğer dilemiş olsaydık, gözlerinin üstüne bastırır-kör ederdik, böylece yola dökülüp-koşuşurlardı. Fakat nasıl göreceklerdi ki?
67.Eğer dilemiş olsaydık, oldukları yerde (en görkemli çağlarında) onları bir başka kalıba sokardık; böylece ne ileri gitmeye, ne geri dönmeye güç yetirebilirlerdi.
68.Kime uzun ömür verirsek, yaratılışta onu tersine çeviririz. Yine de akıllarını kullanmayacaklar mı?
69.Biz ona (Peygambere) şiir öğretmedik; (bu,) ona yakışmaz da. O (kendisine indirilen Kitap), yalnızca bir öğüt ve apaçık bir Kur'an'dır.
70. (Kur'an,) Diri olanları uyarıp korkutmak ve kafirlerin üzerine sözün hak olması için (indirilmiştir).
71.Ellerimizin yaptıklarından kendileri için nice hayvanları yarattığımızı görmüyorlar mı? Böylece bunlara malik oluyorlar.
72.Biz onlara kendileri için boyun eğdirdik; işte bir kısmı binekleridir, bir kısmını(n da etini) yiyorlar.
73.Onlarda kendileri için daha nice yararlar ve içecekler vardır. Yine de şükretmeyecekler mi?
74.Yardım görürler umuduyla, Allah'tan başka İlahlar edindiler.
75. Onların (o İlahların) kendilerine yardım etmeye güçleri yetmez; oysa kendileri onlar için hazır bulundurulmuş askerlerdir.
76.Öyleyse onların sözleri seni hüzne kaptırmasın. Gerçekten Biz, sakladıklarını da, açığa vurduklarını da biliyoruz.
77. İnsan, Bizim kendisini bir damla sudan yarattığımızı görmüyor mu? Şimdi o, apaçık bir düşman kesilmiştir.
78.Kendi yaratılışını unutarak Bize bir örnek verdi; dedi ki: "Çürümüş-bozulmuşken, bu kemikleri kim diriltecekmiş?"
79. De ki: "Onları, ilk defa yaratıp-inşa eden diriltecek. O, her yaratmayı bilir."
80.Ki O, size yeşil ağaçtan bir ateş kılandır; siz de ondan yakıyorsunuz.
81.Gökleri ve yeri yaratan, onların bir benzerini yaratmağa kadir değil mi? Elbette (öyledir); O, yaratandır, bilendir.
82.Bir şeyi dilediği zaman, O'nun emri yalnızca: "Ol" demesidir; o da hemen oluverir.
83.Herşeyin melekutu (hükümranlık ve mülkü) elinde bulunan (Allah) ne Yücedir. Siz O'na döndürüleceksiniz.
vain - avatarı
vain
Ziyaretçi
17 Nisan 2007       Mesaj #227
vain - avatarı
Ziyaretçi
Büyüklerimiz genel itibarıyla müminlerin önünde bir set gibi duran beş afetten (âfet-i hamse) bahsederler. Bu âfetler ruha tuzak kurmuş, kalbi öldüren hastalıklardan ibarettir. Bir mümin topluluğu içinde bu hastalıkların yaygınlaşması o toplumu baş aşağı getirir.

1. ESKİYLE ÖVÜNÜP AVUNMA

Birincisi başkalarına ait meziyetleri ve faziletleri anlatmakla yetinerek onların kahramanlıklarını destanlaştırıp, öyle olma duygu, düşünce, hamle ve gayretinden mahrum yaşamaktır. Yani evliya menkıbeleriyle teselli olup evliya olma duygu ve düşüncesinden mahrum olmak. Aslında bu hastalık, zelil olmuş milletlerin maruz kaldığı bir aşağılık duygusu hastalığıdır.

Bir millet, geçmişine ait şerefli durumunu kaybetmiş, dilencilik durumuna düşmüşse, sadece atalarıyla övünür kalır. İşin doğrusu onlar övünülecek kimselerdir; ama sadece onlar ile övünüp onlar gibi olmaya çalışmamak çok büyük bir yanlıştır. Bu durum, zelil olan millet ve toplulukların aşağılık duygusu adına mahkumiyetlerinin ifadesidir. Binaenaleyh sadece Fatih, Yavuz, Kanuni, Abdülkadir Geylani, Şahı Nakşibendi gibi zatlarla teselli olup da onlar gibi olma cehd ve gayretinden mahrum olmak, perişaniyet içinde kalmak demektir.

2. GEÇMİŞ BÜYÜKLERİ ELEŞTİRME

İkinci bir âfet de büyüklerin büyüklüğünü teslim etmeme hastalığıdır. Hatta bu hastalık bazen öyle bir kerteye varır ki, insan kendisini o büyüklerin seviyesinde görebilir. Mesela, “Ebu Hanife kim ki, ben ondan daha fazla hadis biliyorum. Abdülhamid ne yapmış ki, ben bile o dönemde Osmanlı’yı ondan daha iyi idare ederdim...” gibi sözler sarf etme bu tür bir hastalığın sözlere yansımış ifadeleridir. Kendisini beğenme hastalığı, birinci âfetin diğer ucunda olan, ona tam olarak ters diğer bir hastalıktır. Böyle düşünen kimse, büyüklerin füyûzâtından ebediyyen mahrum kalır ve bir adım ileriye gidemez. Binaenaleyh insan haddini bilmeli ve geçmiş büyüklerine dil uzatmaktan fersah fersah uzak durmalıdır.

3. ARAÇLARI AMAÇ HALİNE GETİRME

Bir diğer âfet de şudur: İnsanlar her hizmete, her yüce davaya, her kudsî mefkûreye önce şevkle sahip çıkarlar. Mesela, yüce duygu ve düşünceleri gönüllere yerleştirmek ve hakim kılmak için durmadan çalışır ve bu uğurda müesseseler açarlar. Bir itfaiye memuru gibi nerede bir yangın varsa onu söndürmek için durmadan didinirler. Daha sonra da gayet ulvî, hasbî ve diğerkâmlık içinde başlatılan bu hizmet ve gayretler, bir müddet bu şekilde devam ettikten sonra, O’na giden yolda kullanılan sebeplerin vesileliği unutulur, onlar esas olarak ele alınır ve böylece insanlar hedeften ve gayeden saptırılmış olurlar.

Vesilelere gâye diye sarılmak da mümini bitiren bu beş âfetten bir tanesidir. Bu âfet de Allah yolunda koşturan kardeşlerimizi daha evvel başkalarını yaraladığı gibi yaralamış, adeta bir hançer gibi sinelerine saplanmıştır. Bu âfete karşı da büyük bir teyakkuz gerekmektedir.

4. ŞAHSÎ HAREKET ETME

Bir diğer âfet de Cenab-ı Hakk’ın rızasını kazanmak için hizmet eden müminlerin kendi ilim, idrâk ve bilgilerine güvenip müstakilen hareket etmeleridir. Kendisinden başka ilim, irfan ve düşünce kaynaklarına müracaat etmeden, hususiyle de istişareye saygılı olmadan, ‘ben, bana yeterim’ düşüncesi ile hareket etmek öyle bir âfet ve gaflettir ki, hususiyle bu insan, birkaç tane insanın uhrevî hayatını da temsil ediyorsa, hem kendine zararı vardır hem de onlara. Yani hem kendisinin mahvına sebebiyet vermiş olur hem de onların dalâlete sürüklenmesine sebep olmuş olur.

5. ÜLFETE GİRME

Beş hastalıktan bir diğeri de mümin kardeşlerimizin iman ve Kur’an aşkının sönmesidir. Bu husus da diğerleri gibi çok önemli hususlardan bir tanesidir. Bu hastalığı, insanda yavaş yavaş İslâmî aşk ve heyecanın, dinî duygu ve düşüncenin, daha geniş bir ifadeyle ferdin metafizik gerilimini kaybetmesi şeklinde de ele alabiliriz. Zira metafizik gerilimin korunması, bir milletin ebediyen yaşayabilmesinin en büyük garantisidir.
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
27 Nisan 2007       Mesaj #228
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Kuran ve Sünnet Üzerine Makaleler, Hikmet Zeyveli.

Bizce tefsir kitaplarında veya tefsir zihniyetinde yaşayan zaafları şöyle sıralayabiliriz:

1. Basiretsiz nakilcilik.

2. Hurafeperestlik. (Bu iki zaaf israiliyyat dediğimiz malzemeyi bolca kullanmıştır.)

3. Teferruatçılık. Bilhassa Kur'an'ın kıssaları etrafındaki teferruatçılık.

4. Bilgiçlik, işgüzarlık. Kur'an'ın müphem bıraktığı açıklamadığı ifadeleri açmak; onları belirlemek.

5. Filolojik bilgi yetersizliği. Yani arapça bilgisinin sakatlığı yetersizliği.

6. Aşırı sembolizm. Bâtıni veya Eş'ari denilen tefsircinin temayülleri

7. Siyasi tarafgirlikler.

8. Aşağılık duygusu ya da modern temayüller. Bu daha çok son asırda meydana gelmiş bir zaafdır. Onu arz edeceğiz.

1. Basiretsiz nakilcilik

Şimdi basiretsiz nakilcilikle hurafeperestlik, gerçekten sonralarının israiliyyat dediği aslı olmayan bir sürü hikayelerle desteklenmiştir. Bunun örneğini hemen hemen rivayete dayanan ve hatta dayanmayan her tefsirde bulmak mümkündür.

Bir örnek olarak İbn-i Kesir'in Nemi Suresi 82. ayetinde geçen Dabbetül-arz hakkında verdiği rivayeti verebiliriz. Orada Dabbetü'l-arzı tefsir edivor Ibn-i Kesir. Bu diyor filan filandan nakletti ki; dabbetül-arz öküz başlı, domuz gözlü, fil kulaklı, dağ keçisi boynuzlu, deve kuşu boyunlu, aslan görünüşlü kaplan renkli, kedi böğürlü, koyun kuyruklu ve deve ayaklı bir varlıktır.

Bu işte Kur'an'ın ifade ettiğine göre Allah'ın emri vaki olduğu zaman bir dabbe çıkacak ve gerçekten onların inanmamış olduklarını onlara söyleyecektir. Bu mealde tefsirine ve gerçeği nedir onun izahına girmek istemiyorum.

Şimdi bu kadar bilgi o zaman nereden elde edildi? Ravi bunları nasıl buldu?

Bunların tartışması yok. Keza Rasulullah dönemine ait olaylarda böyle şeyler verilebiliyor. Furkan Suresinin 52. ayetindeki bir izah münasebetiyle müslüman müfessirler bu gün Salman Rüştü'nün kitabına esas olan garanik olayını, yani "şeytani ayetler" olayını bir vakıa imiş gibi zikrederler. Ve oradaki ayetin manasını aslından saptırırlar. Güya Rasulullah (a.s.) Necm Suresini okurken Kabe'nin çevresinde, muhatabı müşrikler ve müminlere Lat ve Uzza ve üçüncüsü Menat ifadelerine geldiğinde şeytan dilini sürçtürmüş oraya bir ibare sokuşturmuş. "Bunlarda yüce varlıklardır ve bunların şefaatleri umulur." şeklinde şeytan sokuşturmuş. Rasulullah (a.s.) bunun farkına varmamış, sonuna kadar okumuş sureyi. Orada müşriklerde, peygamberin bu tavizi karşısında memnun olmuşlar, insanların aradıkları da Kur'an'ın ifade ettiği gibi "Sen biraz tavizkar davranasın istediler ki onlarda tavizkar davransınlar." (Kalem/9). Şimdi bundan büyük taviz mi olur ? Resulullah (a.s.) risaletinin ana hedefi risaletinin varlığının manası olan tevhidden taviz veriyor ve müşriklerin tapmakta oldukları Putların da şefaatçi olabileceklerini ve bunlarında "yüce varlıklar" olduğu ifadesini kullandı deniyor. Güya sonra Cebrail (a.s.) hatırlatmış ve Resulullah da buna çok üzülmüş sonra ayetler tashih edilmiştir. Yani doğru şekliyle Kur'an'a geçmiştir. Ama Şeytani ayetler böyle rivayet kitaplarında vardır.

Bir müsteşrik bile diyor ki; Muhammed (a.s.) akıllı bir insandır. Kendi mücadelesini ters yüz edecek bir ifadeyi nasıl kullanabilir ve yalanın bacağı kısadır diyor, aynen bu tabiri kullanıyor.

Ama malesef bu rivayeti mesela Taberi’nin Furkan Suresinin 52. ayeti kerimesi münasebetiyle verdiği tefsirde bulabilirsiniz.

Mesela İbn-i Hacer el Asgalanı bununla ilgili bütün rivayetleri derler sonunda olayın bir aslı vardır der ve bunu da savunur.

Şimdi bu kozları kim veriyor? Tabi ki bu yolla biz islam düşmanlarına koz veriyoruz. Tabi bunun karşılığında gayretli ve Islamın özünü kavramış insanlarımız ve alimlerimiz de vardır. Bunlarda böyle bir şeyin asılsızlığını ve islami esaslara nasıl ters düşmekte olduğunu tarihi esaslar noktasında nasıl aykırı olduğunu güzel ifade etmişlerdir. Allah onlardan razı olsun.

2. Hurafeperestlik

Hurafeperestliğe çokça örnek vermek mümkün. Bunlar çok kolay ve çok sayıda tefsir kitaplarında bulunur. Şimdi bu hurafeperestliğin temelinde aslında Arapların genel seviyesinin düşüklüğü vardır.

Resulullah (a.s.)'ın hitap ettiği Araplar Kur'an'ın bize ifade ettiği gibi Resulullahtan hep bir sihirbazdan istenecek şeyler istiyorlardı. Hep mucize istiyorlardı. Hep böyle harikulade haller istiyorlardı. Beraberinde bir melek dolaşmasını istiyorlardı. Devesinin karnındakini bilmesini istiyorlardı. Yani seviye olarak biz o insanların hepisinin bir Hz. Ebubekir Hz. Ömer gibi insanlar olarak görmemiz mümkün değildir. Bu seviyesiz insanlar sonradan veya kerhen girmiş oldukları islamı elbetteki herhangi bir yolla savunmak durumunda kalacaklardı ve onlann bıraktıkları kültür daha doğrusu kültürsüzlük zamanla rivayetler şekline dönüşerek islami esaslara da islami kaynaklara da girmiş bulunmaktadır.

Yani Resulullah'ın hayatında onunla sonuna kadar mücadele edenler hep hurafelerini ön planda takdim edenlerin Resulullah'ın vefatından sonra hep aynı şekilde nefislerini ıslah ettiklerini, ilk müslümanlar gibi her şeyi sindirdikleri herhalde iddia edilemez.

3. Teferruatçılık

Teferruatçılık konusunda da başka örnekler vermek mümkündür. Burada Kadir Suresi ile ilgili bir örnek vereceğim önce. Malumunuz Kadir suresinde şöyle bir ifade geçer:

"Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır" (Kadir/2). Şimdi bu bin ay meselesini rivayetlerle doldurmak lazım.
Bir rivayet şöyle:

İsrail oğullarından birisi gece kaim, yani ibadetle geçiriyor. Gündüzün hep düşmanlara karşı cihad ediyor yani mukabele yapıyor. Bu bin ay sürüyor. Resulullah bunu ümmetine anlatınca ümmeti kendi ibadetini böyle bir cihadın yanında küçümsemiş, azımsamış. Müslümanları teselli sadedinde kadir suresi inmiştir. Yani Kadir gecesi onun cihad ettiği bin aydan daha hayırlıdır. Dolayısı ile tabi sonraki müslümanlar bu Kadir gecesini ihya için çeşitli yollar aramışlardır. Önce tesbit için, sonra ihyası için. Bir başka rivayette şöyle; demişlerdir ki Resulullah (a.s.) güya bir gece rüyasında Emevileri, ümeyyeoğullarını kendi mimberi üzerine tırmanıp inerken görmüş. Bu onların iktidar olduklarına işaretmiş ve üzülmüş ve teselli etmiş Resulullah (a.s.)'ı, yani onlann bin aylık iktidarından Kadir gecesi daha hayırlıdır.

Evvela bir ihbar var ayette. Emevi iktidarının bin ay süreceği ihbarı ikincisi Kadir gecesi bundan daha hayırlı. Bazıları itiraz ermişler demişler ki bu bin aydan fazla sürüyor bu nasıl izah edilecek? Bakıyorsunuz mesela merhum Muhammed Hamdi Yazır tefsirinde buna uzun sayfalar ayırmıştır.

Hadise zayıftır diyenlere cevap vermek için bu bin aya nasıl indirilir? Bunun hesabını yapmıştır. Evvela son dönem bir takım karışıklık dönemiydi, bunları saymasak veya Ömer bin Abdülaziz dönemi, Hulafei Raşidin dönemine benziyordu, bunu çıkarırsak bunun hesabıyla sonunda zaafı için ileri sürülen bin ayın kutsallığı iddiasını çürütmüştür.
Kur'an'da yer alması veya ima yoluyla veya işaret yoluyla bulunması mümkün olmayan şeyler nasıl bu teferruatçı zihniyetle Kur'an'a intikal edilmektedir.

Bu konuda gayb haberleri de teferruatçı zihniyetin malzemesi olmuştur. Gayb haberleri insanın sahip olduğu imkanlarla izah edemiyeceği, ancak Allah'ın bildirdiği kadarı ile bilinebileceği haberlerdir.

Bu meyanda Allah'ın zatı, cennet cehennem ahvali, kıyamet ahvali bunların hepsi gayb haberleridir. Ve müminler bu haberlere Allah'ın bildirdiği kadarıyla inanmakla mükelleftirler. Ondan ötesine de geçmemekle mükelleftirler. Çünkü gayb haberleri bilhassa Allah'ın zatı ile ilgili olan onun ötesinde ki alemle ilgili olan gayb haberleri bize ancak sembolize edilerek aktarılmaktadır. Fakat görüyoruz ki tefsir kitaplarında bu saha çok kurcalanmıştır. Ve çok malzeme elde edilmiştir. Cennet Cehennem tasvirleri gerçekten ciltlerle roman yazılacak kadar genişletilmiştir.

4. Bilgiçlik

Başka bir zaaf; "bilgiçlik", "işgüzarlık" diyebileceğimiz bir zaaftır.

Kur'an'ı Kerimin konusu ve hedefi olmayan konulara girmek.

Bunlar, belki gene zaaf olmakla birlikte iyi niyetle yapılan şeylerdir. Gerçi önceki zaaflar da öyledir. Yani cehaletle sokulan bir çok şey, iyi niyete dayanılarak ortaya çıkarılmıştır. Buna iki örnek verebiliriz:

Mesela; en kısa tefsirlerden sayılan Celâleyn Tefsiri'nde Gaşiye Suresi 20. ayet hakkında şöyle denilir. Önce Gaşiye suresi 20. ayeti hatırlatalım: Orada buyurulur ki:

"İnsanlar deveye bakmıyorlar mı nasıl yaratılmış. Gökyüzüne bakmıyorlar mı nasıl yükseltilmiş? Yeryüzüne bakmıyorlar mı nasıl düzleştirilmiş?"

Şimdi müfessir celallerden biri, yani celal İbn-i Suyûti -çünkü iki Celal yazmıştır Celâleyn Tefsirini- diyor ki bu ayet, bu ifade; dünyanın düz olduğuna sarih delildir. Heyet alimlerinin, yani Astronomi alimlerinin inandığı gibi küre değil, düz olduğuna kat'i delildir.

Her ne kadar Heyet alimlerinin bu inancı islamın bir rüknünü yıkmıyorsa da şimdiki aslında Kur'an'ın hedefi noktasında bir zaaf vardır.

Yani Kur'an neyi hedefliyor ? Oraya da geleceğiz. Buradaki gaflet-Allah rahmet eylesin gene o insanlara- sonuçta bu hataya sebep oluyor. Yani Kur'an burada neyi hedeflemiştir?

Gerçekten dünyanın kozmografisi, astronomisi hakkında bir bilgi vermeyi mi hedeflemiştir yoksa hidayeti esas alan nazarla mı meseleye bakmıştır ?

Başka bir örnek müfessir Râzî'den verilebilir: O da Bakara süresi 22. ayette geçen bir ibare münasebetiyle konuşuyor. Orada deniliyor ki

"O Allah, size yeryüzünü döşek yapmıştır." (Bakara 22).

Şimdi müfessir Râzi -Allah ondan razı olsun- buyuruyor ki; Dünyanın döşek olabilmesi için sakin olması lazımdır. Yani hareket etmemesi gerekir, bu nitelikte olabilmesi için şimdi düşünelim diyor, dünya hareket ediyorsa bu iki çeşit olabilir. Mantık da yürütüyor: "Ya yuvarlanarak hareket eder veya düşerek düz hareket eder. Şimdi düz hareket ettiğini farzetsek, yüksek bir yerden atlayan bir adam bir daha dünyayı yakalayamazdı. Çünkü kütlesi büyük olan şey -iki şey düşüyorsa- daha hızlı düşer." diyor, ivme demek ki biraz hissedilmiştir o gün. Dolayısıyla dünyayı yakalayamıyoruz. Herhalde bundan da anlıyoruz ki dünya sakindir, hareketsizdir diyor.

Bunun örneklerini çoğaltmak mümkündür.

5. Filolojik bilgi yetersizliği

Filolojik bilgi yetersizliği dedik daha önce. Yani Kur'an dilinin, o gün nazil olan Kur'an dilinin eksikliği.

Bunun küçük örnekleri olabileceği gibi mesela, ebabil kuşu deriz hala. Ebabil kuşu ismi olarak hala dilimizdedir. Halbuki ebabil kuş isim değildir. Özel isim değildir. "Bölük bölük" manasına gelen bir kelimedir.

Yine ‘gayy’ vardır. Bu kelime cehennemde bir vadi, bir dere olarak aktarılmıştır. Kelimenin aslı böyle bir özel isim taşımaz. Bunlar basit ve zararsız hatalar bence.

Ama bazı hatalar var ki bunlar önem arzediyor. Ve bazı noktalara tahakküme de vesile oluyor. Kur'an'daki mecazların takdir edilememesi.

Kur'an Arapça ile nazil oluyor. Arapça'da her dil gibi belki her dilden daha fazla bir takım güzellikleri taşıyor. Yani stilistik dediğimiz belagat güzelliklerini taşıyor. Çünkü gerçekten şiirde ve edebiyatta yüksek makamlar ittihar etmiş bir toplum, onun dilinde mecazi olacak, istiare olacak, birtakım sembolik anlatımlar olacak.

Yani bütün edebi güzellikleri ihtiva edecektir, işte bundan bihaber görünerek veya bunu takdir etmeyerek tefsirlerimize çok kaba antropomorfis diyebileceğimiz, yani insanları teşbihe götüren bir zihniyetle tefsirler oluşmuştur.

Günümüzde bile bazı sahalardaki ilim adamları Kur'an'da mecazın olmadığını iddia edecek ve eserler yazacaklardır. Necd uleması dedikleri S. Arabistan'daki bir grup ulemanın mecaza karşı olduklarını ve Kur'an'da mecaz olmadığını iddia ettiklerine şahit olduk. Şimdi mecaz olmayınca ne olur? Bir çok sıkıntı olur.

Evvela, Esma ve Sıfat demişler, Allah'ın isimleri, sıfatları nasıl yorumlanacaktır?

Acaba bunlar mecazi olmazsa ne olacak. Mesela Kur'an buyuruyor ki:

"Her şey yok olacak O'nun vechi hariç." (Kasas suresi)


Yani Allah'ın yüzü hariç. Buradaki vech yüz demektir. Eğer mecazi anlamâzsak, düşünmezse ne olur. Ama mecaz olursa, yani vech; ins, kişilik ise zat ise o zaman mesele kolaydır.

6. Aşırı sembolizm

Başka bir zaaf aşırı sembolizm dedik. Bu da Eş'ari ve Batıni tefsirlerin ihtiyar ettiği bazı zaaflardır. Bunların örneklerini şu anda vermeyeceğim. Çünkü ben de hali hazırda Batınî, Eş'ari tefsir yoktur. Ama yer yer onların zahir olan bir takım mükellefiyetleri nasıl te'vil ettiklerini başka yerlerden okuyoruz. Meselâ Kabe manasındaki "beyt" kelimesi insanın kalbidir gibi. Yine tesettür aslında kadın için "Allah'ın hukukunu korumak"tır. Kabilinden şeyler. Onlar için fazla örnek aramadım.

7. Siyasi tarafgirlik

Siyasi tarafgirlik zaafına da daha çok bence şii tefsirlerinde rastlamak mümkün.

Yani İslam tarihinin siyasi polemiğini tefsirine aktarmak gibi konumundan tutun işte tahkir ayetine varıncaya kadar meseleyi siyasi açıdan hep Kur'an ile tescile çalışmak. Bir de şii tefsirlerinin dışında bir örnek verebiliriz.

Bu da 'halife' kelimesinin kazandığı mana seklindedir. Halife kelimesine Taberi'den bakıyoruz, ilk manası olarak "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" (Bakara/30) ayeti kerimesini izah ederken diyor ki, yani yeryüzünü iskân edecek bir varlık. Orayı imar edecek bir varlık. Peki nasıl bu Allah'ın vekili veya Allah'ın halifesi manasını kazanmıştır.

Bunu; tarihe biraz dikkatli bakarsak, Emeviler döneminde hilafetin Allah ile ilgisi kurularak yaygınlaştırılmış olduğu, yani kendi makamlarını daha ilahi bir makam olarak takdim etmek ve itaati zaruri kılmak..

Tabi bu yolda ayetlerin el vermediği noktalarda hadis şeklinde rivayetlere başvurmak. Yani Resulullahın hadisi değil, başkalarının hadisleri. Halbuki Resulullahın halifeleri yani Hz. Ebubekir Hz. Ömer'ler daha çok emir-el mümin ismini ihtiyar ederlerdi. Bir defasında Hz. Ebubekir'e "Ey Allah'ın halifesi" denmiş. Hz. Ebu Bekir bunu reddetmiş diye rivayet edilir. "Hayır" demiş. "Ben Allah'ın halifesi değilim." Ben Allah Resulünün halifesiyim. Ve bu da bana yeter.

İnsana Allah'ın halifesi denilemeyeceği konusunda iddialar ve yazılar okumuşumdur. Şöyle bir mantıkla reddediliyor. Deniliyor ki; "Halife bir kişinin yokluğunda veya aczinde onun görevini yapan kişidir. Allah için bu iki sıfatda caiz değildir. Allah'ın ne yokluğu, ne de aczi söz konusu olmadığına göre insana Allah'ın halifesi demek caiz değildir. Ancak Resulullah'ın halifesi olabilir."

8. Aşağılık duygusu ya da modern temayüller

Son olarak aşağılık duygusu şeklinde nitelediğimiz zaaftan bahsetmek istiyorum. Bu daha çok son asırda veya son bir, birbuçuk asırda yaygınlaşan bir zaaftır. Günümüz teknolojisinin ulaştığı sonuçlar bu teknoloji karşısındaki bir aşağılık duygusuyla Kur'an'ı arama zaafı.

Yani Kur'an'a rağmen Kur'an'ın dışında birçok şeyler elde edilmiş. Teknoloji belli bir boyuta ulaşmış, Müslümanlar hep bu alanda geri kalmış. Hep tabi olmuşlar, hep sömürülmüşler, hep zillet içerisindeler. Nasıl sadra şifa bulacaklar? Kendilerini nasıl teselli edecekler ? İşte bu zaaf içerisinde birileri çıkmış. Bugünkü teknolojinin, astronomin, kozmolojinin ulaştığı sonuçların hepsinin Kur'an'da olduğunu iddia edecek kadar ileri gitmiştir.

Yani Ay'a gidilecek mi? Kur'an'da varsa gidilir. Dünya'nın kutuplarda basık olduğu zaten Kur'an'da vardır. Kainatın genişletilmekte olduğu "Big-Bang teorisi' Kur'an'da vardır. 1400 seneden beri de vardı. Kimsenin haberi yoktu. Gerçekten böyle midir?

Bence işin başında Arap dilinin bozulması geliyor. Bu ayetleri buraya te'vil ederken Arab'ın fasih olan dili bozulmaktadır.
İkincisi şu vakıa hep gözardı edilir. Eğer bunlardan biri, böyle bir şeye işaret ediyor idiyse, bu keşifler veya buluşlar olmadan önce neden böyle bir iddia ortaya çıkmadı.

İşler olup bittikten sonra, ha bu da varmış kabilinden iddialar ortaya çıkmıştır.

Mesela bir ayet buyurulur ki

"Siz mutlaka tabakadan tabakaya bineceksiniz." (İnşikak/19).

Müfessirler demişlerdir ki siz halden hale gireceksiniz. Allah sizi imtihan edecek dünyada ve ahirette. Buna benzer tefsirler vermişlerdir. Şimdi günümüz bu zaaf içindeki müfessiri diyor ki, "terkebunne" binmek demektir. Rekabe'den geliyor. 'Tabakadan tabakaya bineceksiniz demektir. O zaman uzayı fethedeceksiniz demektir.

Yani uzayın fethedileceği 1400 sene evvel böylece bildirilmiştir. Halbuki Arab'ın o günkü kullanım içinde "Tabak" tabaka değil.

Arap diyor ki "Kuntu ala selaseti ettabıkın" "Ben üç hal üzere idim." Üç tabaka üzerinde idim demiyor. Ve günün kullanımı günümüzün bozulmuş arapçası
ile yer değiştiriyor ve uzayın fethi böylece Kur'an'da bulunmuş oluyor.

Dünya'nın düz olduğu -o günün inanışı öyle olduğu için- Kur'an'la tescil ediliyordu. Bugünde bugünün teknolojisinin veya biliminin ulaştığı bir takım sonuçlar Kur'an'la tescil ediliyor veya bu Kur'an onun onayına sunuluyor.

Yarın onun da yanlış olduğu ortaya çıkarsa ne olacak?

Suyutî'nin yanlışını nasıl bugün savunamıyorsak Kur'an'a mal etmiyorsak, gelecekte de böyle insaflı insanlar mı çıkacak? Yoksa bunlar işte böyle bu kadar geri insanlar herşeyi yakıştırıyorlar mı diyecekler.

Onun için Allah'ın kitabını Allah'ın övdüğü şekli dışında bir şeyle övmememiz gerekir. Allah'ın kitabına Allah'ın ifadelerine, kelamına çelenkler düzmememiz lazım.

Onun için Kur'an'da var olanı aynen var bilerek kabul etmek hiçbir zorlamaya gitmeden Arabın dilini zorlamadan, birtakım zorlamalı tevillere düşmeden Kuran’ı anlamaya çalışmak gerekiyor.

Bu temayüllere yani aşağılık duygusunun getirdiği şeylere çok örnek verilebilir. Mesela adam diyor ki Zariyat suresinde,

"Ve göğü biz kudretimizle bina ettik ve biz buna güçlüyüz. Biz onu genişletiyoruz."

Yani o gün bazılarının teori olarak ortaya sürdükleri "Big-Bang" dedikleri büyük patlama sonucu kainatın genişlemesi teorisi işte Kur'an'da var diyorlar.

Peki onu nereden çıkarıyorlar. "Biz onu genişletiyoruz." diyebileceğimiz o zamir yok orada. Sonra fiil müteaddi de değildir. Kur'an'ın başka bir yerinde "mu'si" kelimesinin ne anlama geldiğini de görüyoruz. Yani güçlü olmak, kudretli olmak.

Ama bütün bunlarda belli bir hedef seçilince, hedef Kur'an'dan şu sonuçları çıkarmak olunca insanlar bir takım bariz tevillerle bir sonuca varıyorlar.
Son düzenleyen Safi; 11 Kasım 2015 21:23
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
29 Nisan 2007       Mesaj #229
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
"Sen olamasaydın, hiçbir şeyi yaratmazdım"

Kaninat O'nun hürmetine yaratılmıştır. Cenab-ı Hak, "Sen olamasaydın, hiçbir şeyi yaratmazdım" buyruldu.
Muhammed aleyhisselamın ümmetinin sayısı, başka peygamberlerin ümmetlerinin sayıları toplamından daha çoktur. Onlardan daha üstün ve daha şereflidirler. Cennet'e gideceklerin üçte ikisinin bu ümmetten olacağı, hadis-i şeriflerde bildirilmiştir.
Resulubllah'a verilecek sevablar, diğer peygamberlere verilecek sevablardan kat kat ziyadedir.
Kendisini; ismi ile çağırmak, yanında yüksek sesle konuşmak, uzaktan kendisine seslenmek, yolda önüne geçmek haram edilmiştir. Başka peygamberlerin ümmetleri, kendilerini isimleri ile çağırırlardı.
Cebrail aleyhisselamı melek şeklinde iki kere görmüştür. Başka hiçbir peygamber onu asıl şeklinde görmemiştir.
Kendisine, Cebrail aleyhisselam yirmi dört bin kere gelmiştir. Başka peygamberlerden en çok Musa aleyhisselama gelmiştir. Bu geliş dört yüz defa vaki olmuştur.
Allahü teâlâya, Muhammed aleyhisselam ile and vermek caiz olup, başka peygamberlerle ve meleklerle caiz değildir.
Muhammed aleyhisselamdan sonra, zevcelerini başkalarının nikahla almaları haram edilmiş, bu bakımdan mü'minlerin anneleri oldukları bildirilmiştir.
Nesep ve sebep bakımından, yani kan ve nikah bakımından olan akrabalığın, kıyametde faydası yoktur. Resulullah'ın akrabası bundan müstesnadır.
Resulullah'ın ismini almak, dünyada ve ahırette faydalıdır. O'nun ismini taşıyan hakiki mü'minler Cehennem'e girmeyecektir.
O'nun her sözü, her işi doğrudur. Her ictihadı, Allahü teâlâ tarafından doğrulanır.
O'nu sevmek herkese farzdır. "Allahü teâlâyı seven, beni sever" buyurmuştur. O'nu sevmenin alameti, dinine, yoluna, sünnetine ve ahlakına uymaktır. Kur'an-ı kerimde; "Bana uyarsanız, Allahü teâlâ sizi sever" demesi emir olundu.
O'nun Ehl-i beyltini sevmek vacibdir. "Ehl-i beytine düşmanlık eden münafıktır" buyurmuştur. Ehl-i beyt, zekat alması haram olan akrabasıdır. Bunlar, zevceleri ve dedesi Haşim'in soyundan olan mü'minlerdir ki, Ali'nin, Ukayl'in, Ca'fer Tayyar'ın ve Abbas'ın soyundan olanlardır.
Eshabının hepsini sevmek vacibdir. "Benden sonra Eshabına düşmanlık etmeyiniz! Onları sevmek, beni sevmektir. Onlara düşman olmak, bana düşman olmaktır. Onları inciten, beni incitmiş olur. Beni inciten de, Allahü teâlâyı incitir. Allahü teâlâ, kendisini incitene azab yapar" buyurdu.
Allahü teâlâ, Muhammed aleyhisselama, gökte iki ve yerde iki yardımcı yaratmıştır. Bunlar; Cebrail, Mikail, Hz. Ebu Bekir ve Ömer'dir.
Erkek, kadın, mükellef yaşta vefat eden herkese, kabrinde Muhammed aleyhisselam sorulacaktır. "Rabbin kimdir?" denildiği gibi; "Peygamberin kimdir?" de denilecektir.
Muhammed aleyhisselamın hadis-i şeriflerini okumak ibadettir. Okuyana sevab verilir.

nur16 - avatarı
nur16
Ziyaretçi
3 Mayıs 2007       Mesaj #230
nur16 - avatarı
Ziyaretçi
بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم
" O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.
(Mülk,67/2)

Benzer Konular

2 Ekim 2014 / Misafir Soru-Cevap
26 Temmuz 2013 / Misafir Müslümanlık/İslamiyet
1 Temmuz 2014 / Josie Soru-Cevap
15 Ocak 2010 / Misafir Taslak Konular