Yazımızın Devamı...
Önce Gebze taraflarına çekildi. Oradan Konya üzerine yürüdü.
Konya, bir süre önce Şehzade Şehenşah'ın oğlu Şehzade Mehmed'in vilayetiydi. Amcası tarafından hatrı sayılır bir kuvvet tarafından kuşatılınca, hayatına dokunulmamak şartıyla teslim oldu. Bu suretle Şehzade Ahmed, hükümdarlığını ilan etti. Adını hutbelerde okuttu ve memurlar tayin etmeye başladı. Hatta acıdır, ama babasının için gönderttiği elçiyi bile öldürttü...
Artık onu savunan vezirlerin de yapabileceği bir şey kalmamıştı. Bir asiyi tahta çıkarmak için çalışamazlardı. Ama hala Şehzade Selim'i de istemiyorlardı. Geriye kala kala Şehzade Korkud kalıyordu. Gizlice İstanbul'a davet etmişler, tebdil-i kıyafetle yeniçeri ocağına sığınmasını yazmışlardı.
Tavsiyeye uyan Korkud, söyleneni yaptı. Yeniçeri ocağına sığındı. Oradan saltanata bir yol bulmayı deneyecekti. Ama yeniçeriler, kendilerine sığınan padişah oğluna gereken hürmeti göstermekle birlikte gönüllerinde yatan aslanı istemekten vazgeçmediler. Hala "Selim'i isterüüük!" çığlıklarıyla İstanbul inim inim inliyor, sonunda padişah ve devlet ileri gelenleri, Şehzade Selim'i, istemeye istemeye İstanbul'a çağırmak zorunda kalıyorlardı.
Şehzade Selim çoktan hazırdı. Derhal harekete geçip İstanbul'a geldi. Coşkun bir merasimle karşılandı. Yenibahçe'de otağını kurup görüşmelerine başladı. Padişah olması halinde sadece yorgunluk, çile ve sıkıntı vaat ediyor, kınlarında paslanan kılıçların çekileceğini ve "ittihad-ı İslam" temin olununcuya kadar bir daha kılıcım kınlara girmeyeceğini söylüyordu:
"Ben padişah olursam, Arabistan'ı Çerkeslerden, Acem ülkesini Şiadan temizleyeceğim. Hatta mülk-i İslam'ı bir bayrak altında toplamak içün Hind ve Turan'a gideceğim. Şark ve Garp'ta "i!la-yı kelimetullah" uğruna cenk edeceğim."
Ve şöyle ekliyordu:
"Zalimlere, bozgunculara, evladım bile olsa merhamet itmem. Zamanımda rahata varmak ve ahaliye tasallut etmek mümkün olmaz. İşte benim halim ahvalim budur. Biraderim Ahmed ise rahatı sever, yumuşak huyludur. Seferden korkmaz ve haddi tecavüz item istemezseniz biat edünüz; yok eğer rahat arıyorsanız, biraderimi seçünüz. Ki devr-i saltanatında o ve siz zevküsefayla ömür tüketesüz."
Hayır. Yeniçeriler zevküsefa değil, zafer istiyorlardı. Rahata değil, maşakkate ve meşakkatin getireceği zaferlere muhtaçtılar. Selim'in
sözleri, yüreklerindeki ateşi körüklemiş, mert yüreklere sefer aşkı düşmüştü:
"Seni isterüz, billahi senden gayrisini istemezüz!"
"Şu halde pederimizi ziyaret vaktidür. Nicedür müştak olduğumuz mübarek yüzün görüp elini pus idelüm."
Miladi takvim 24 Nisan 1512 tarihini gösteriyordu (7 Safer 918). Osmanlıların bahtı sarayın kapısında atından inmiş,
babasına hürmeten bir hayli yaya yürüyerek divana girmişti. Dışarıda yeniçerinin "Padişahımız mübarek ola!" çığlıkları
yükselirken, Selim ağır ağır babasına yaklaştı. İhtiyar padişahın gözleri oğlunda, oğlunun gözleri yerdeydi. Yaptığı işten sıkılıyor gibiydi. Önüne diz çöküp elini üç kere öptü. Yaşlı aslan dayanamayarak kalktı. Oğlunu omuzlarından kavrayarak kaldırdı
ve yıllar sonra tekrar bağrına bastı. İkisinin de gözlerinde nem vardı. Ağlıyorlardı...
Padişah ağır ağır konuştu:
"Oğlum Sultan Selim Han'ı yerime nespeyledüm. Allah mübarek eyleye!"
Sultan İkinci Bayezid 30 sene, 11 ay, 4 gün oturduğu tahtı, böylece oğluna devretti. Osmanlı tarihinde bir devir kapanmış
yeni bir devir açılmıştı. Dünya tarihinin "Cihangir" olarak selamladığı Sultan Selim, atalarının tahtına çıkmıştı.
Devam edecek...( Yavuz, Padişah)