Arama

Osmanlı Korsanları - Deniz Gâzileri

Bu Konuya Puan Verin:
Güncelleme: 4 Şubat 2010 Gösterim: 9.894 Cevap: 1
Galacticos - avatarı
Galacticos
Ziyaretçi
28 Ekim 2007       Mesaj #1
Galacticos - avatarı
Ziyaretçi
Osmanlı Korsanları - Deniz Gâzileri

Sponsorlu Bağlantılar
Osmanlı belgelerinin kendi yönetiminde çalışan korsanları "korsan" diye adlandırmaması da gösteriyor ki, bunlar, Avrupalıların anladığı manadaki korsanlıkla geçinen " pirate"lar değildi. Peki neydi? Bostan, Müslüman korsanların devletten bağımsız olarak hareket ettikleri zaman bile İslam hukukunun sınırları içinde kalmış olduklarının altını ısrarla çiziyor. Ona göre, bu sebeple Osmanlı korsanları birer haydut değil, aslında birer deniz gazisidir. (Guzât fi'l-Bahr)
Korsanlığı, işi gücü sırf şirretlik olan insanlar tarafından yapılan bir tür su üstü soygunculuğu olarak algılamak yanıltıcıdır. Bu insanlar, daha kârlı iş alanları doğduğunda (taşımacılık veya alış-veriş gibi) mesailerini bu alanlara kaydırıyor, genellikle işsiz güçsüz kaldıkları dönemlerde bizim anladığımız anlamda korsanlıkla iştigal ediyor, gemilere, esir ve ganimetleriyle birlikte el koyuyor, bazı liman şehirlerinden haraç alıyorlardı. Batı dillerinde bunun adı, " corsair" (korsan) değil, "pirate"dır.

osmanlidenizcilik79cf0

Bir de belli bir devlet veya siyasi güç adına yasal korsanlık yapanlar vardır ki, bunlar aslında sefer zamanı, donanmanın bir parçası olarak iş görürler, diğer zamanlarda 'izinli olarak' ve düşmanın gücünü zayıflatmak maksadıyla rakip tarafın gemi ve limanlarına yönelik harekâtlarda bulunurlardı. İşte adı daha sonra Barbaros Hayreddin Paşa olan Hızır Reis ve kardeşleri, baştan beri, ya Memluk Sultanı'nın, ya Manisa Valisi Şehzade Korkut'un ya da Kanuni Sultan Süleyman'ın emrinde çalışmışlar ve bu yüzden de ticaret yoluyla olsun, soygun yoluyla olsun geçimini sağlayan " pirate"lardan (Avrupalı korsanlardan) farklı bir statü kazanmışlardı. İdris Bostan, Osmanlı korsanlığının haydutluk gibi algılanmasına tepki gösteren değerli bir deniz tarihçisi. Bostan'ın, "Toplumsal Tarih" dergisinde çıkan yazısında, A. Riger adlı Alman araştırmacıdan naklen, Avrupa'da 15. yüzyıl sonları ile 16. yüzyıl başlarında " korsan"ın Hıristiyanlar için kullanıldığını, Müslümanlara ise "levend" denildiğini belirtiyor. Nitekim Osmanlı belgeleri Müslüman "korsanlar"ı, ya "levend reisleri" ya da "gönüllü reisler" diye anmaktadır. Bostan'ın Osmanlı korsanları hakkındaki tespitleri son derece ilginç: " Gönüllü reislerin esas itibarıyla Cezayir'de bulundukları, devlet donanmasının denizlere açıldığı zamanlarda ona katıldıkları, diğer zamanlarda ise üslendikleri yerlerde sahil muhafaza görevi yürüttükleri görülmektedir. Levent reislerinin sadece Osmanlı İmparatorluğu'nun hakimiyetindeki yerlere ve adalara saldırıda bulundukları zaman "korsan ve harami" kelimeleriyle adlandırıldıkları dikkat çekmektedir. "

osmanlideniz10gv5

Özetlersek, Osmanlı korsanları denizlerdeki akıncılardı, ya da akıncıların denizlerdeki mukabiliydi. Ayrıca Palmira Brummett'in harikulade çalışması (Ottoman Seapower and Levantine Diplomacy in the Age of Discovery, New York, 1994) bu konuya ışık tutmaktadır. Brummett, savaş zamanı haricindeki Osmanlı deniz kuvvetlerinin topuna birden "korsan" denilmesinin Avrupa'da yaygın (ama bilimsel olmayan) bir alışkanlık olduğunu ve bu alışkanlığın gariptir, modern tarihçilikte de devam ettiğini ustaca yakalıyor. Zira resmî donanmalar, seferlerde savaş gemileri yanında korsan gemilerinden de oluşuyordu. Diğer zamanlar aynı korsanlar, devletten aldığı izin veya emirle harekâta katılıyor, ancak kendilerine önceden tayin edilen yerler haricindeki limanları yağmalarlarsa veya ahidnameyle hakları garanti altına alınmış devletlerin gemilerine tecavüz ederlerse sığındıkları limanlarda yakalanıp hapse atılıyor ve idam ediliyorlardı. Brummet'e göre sırf bu cezalandırma mekanizmasının varlığı bile Osmanlı korsanlarının Avrupalı " pirate"lardan farkını ortaya koymaya yeterlidir. Nitekim daha Barbaros olmadan bile kazandığı ganimeti Midilli halkıyla nasıl paylaştığını anlatan da kendisinden başkası değildir. Yetim kızları ev ev aratıp çeyizlerini düzdürenler, çarşıda pazarda malı çalınan kimsenin zararını karşılayanlar ve "Kâdir olduğumuz kadar hayır dua almaya gayret edelim" diyenler de bizim "korsan" diye bildiğimiz bu deniz gazileriydi. Tarih, korsanların gözlerinde beliren ışıltıyla sarhoştur.
Son düzenleyen Blue Blood; 31 Ekim 2007 10:18
_KleopatrA_ - avatarı
_KleopatrA_
Ziyaretçi
4 Şubat 2010       Mesaj #2
_KleopatrA_ - avatarı
Ziyaretçi
Osmanlı Devleti'nde Korsanlık

Sponsorlu Bağlantılar
Düşman devlete veya onun tebaasına ait malları ele geçiren gemilerin hareketine verilen ad.

Korsanlık eskiden savaş kurallarına uygun sayılan bir metottu. Ele geçirilen korsan gemisinin kaptan ve tayfasına savaş esiri gibi davranılırdı.

Atlas Okyanusunda kısa süren korsanlık, bilhassa Akdeniz de uzun yıllar devam etti. Bir yağma ve esir toplama faaliyeti olarak, zamanla çok aşırı boyutlara ulaştı ve devletler, korsan gemiler için nizamlar koymak zorunda kaldı.

Osmanlılar, bu sebeplerden korsan denen deniz akıncılarına önem verdi. Korsanlıktan yetişmemiş bir denizci gerçek denizci sayılmazdı.

Osmanlı deniz korsanları bahriyenin en imtiyazlı fedai sınıfıydı. En tehlikeli vazifeleri yüklenir ve bunu hayatı pahasına başarırdı. Devletin sulh hâlinde bulunmadığı devletlerin gemilerini açık denize bırakmaz, zapteder veya korkuturdu. Osmanlı Devletinin devamlı muharebe hâlinde bulunduğu İspanya ve İtalya sahillerine kadar giderek, düşmanın maneviyatını alt-üst eder, ekonomik gücünü kırar, limanlar arasındaki irtibatı keser ve ticaret yapmalarına izin vermezlerdi.

Osmanlı Devleti, 14. yüzyıl sonlarından başlayarak Akdeniz de dağınık haldeki Türk deniz korsanlarını düzenledi ve gelişmesine yardımcı oldu. Akdeniz deki Türk korsanları ile Osmanlı Devleti arasında ilk irtibatı sağlayan Sultan İkinci Bayezid Han'ın üçüncü oğlu ve Yavuz Sultan Selim Han'ın ağabeyi Şehzade Korkut tur. Bu iş için çok çalışmış ve Oruç Reis'i korsanlığa sevk etmiştir. Bu korsanlardan ilk olarak devlet hizmetine giren Kemal Reis olmuştur. Ondan sonra Türk korsanlarının pîri Oruç Reis, sonra kardeşi Hızır Reis (Barbaros Hayreddin Paşa), onun İstanbul a çağrılması üzerine de Turgut Reis korsan ocağının başına geçmiştir. Turgut Reis Tunus ta Mehdiyye, Cerbe, sonra Trablusgarb ve Cezayir Beylerbeyliği'nin birçok limanını belli başlı korsan üsleri hâline getirmiştir. 1513 yılı yazında Oruç Reis'in Kuzey Afrika ya, Mağrib e ayak basması, Türk denizcilik tarihinin dönüm noktasıdır. Oruç Reis, bu kıyıları İspanyollardan temizleyip, yerli halkın sevgi ve îtimâdını kazandı. Batı Akdeniz de hâkimiyet, Oruç Reis'in eline geçti. Bu suları çok iyi bilen Kemal Reisin yeğeni Pîrî Reis, Oruç Reis'in maiyetinde idi.

Cezayir-Türk korsanları, 16. asırda zamanının en iyi denizcileri idi. İstisnâsız Akdeniz in her yerinde faaliyet gösterdiler. Bu asırda Türk deniz akıncılarının olmadığı hiçbir Akdeniz limanı gösterilemezdi. Sardunya, Sicilya, Korsika, Malta, Türklerin her yıl çıkartma yaptıkları adalardı. Hattâ Korsika yı tamamen Turgut Reis fethetmişti.

Tunus Beylerbeyliği'ne ait korsan filoları da, Malta şövalyelerine rağmen İtalya ve Sicilya ya korku verdiler.

On yedinci asrın başlarında Büyük (Koca) Murat Reis'in Batı Akdeniz ve Atlantik seferleri çok meşhurdur. Derya sancakbeyi rütbesi verilen Murat Reis'in kahramanlık ve gazâlarını dinleyerek hayran olan Sultan Birinci Ahmed Han, kendisini bizzat görmek istemiş, huzûr-ı hümâyûnda hiç bir vezirin nâil olmadığı iltifatlar göstererek onu Mora Sancakbeyi yapmıştır. 1609 da vefat edip Rodos ta yaptırdığı caminin yanındaki türbesine defnedilen Murat Reis'i selamlamak türbe önünden geçen Türk harp gemileri için kanun oldu.

Yine Rodos ta medfun bulunan Memiş Paşaoğulları, 16 ve 17. asrın büyük amiral ve korsanlar yetiştirmiş bir denizci ailesiydi. Denizciliğe Oruç Reis'le başlayan Kurdoğulları çok meşhurdur. Endonezya ya giden Hızır Reis, Kurdoğullarından idi.

Türk korsanları, İrlanda gibi Büyük Britanya adasına da pek çok seferler yaptılar. Devamlı şekilde 30 gemilik bir Türk filosu bu sularda geziniyordu. 1625 yılında Türkler, Bristol Kanalı'nın açığında Lundy Adasını aldılar, Bristol liman ağzına hakim oldular. İngiltere, yıllarca Türkleri bu Lundy ve Scillya adalarından atamadı. 1631 de Türkler, İngiliz limanlarını yıllık vergiye bağladılar.

Murat Reis'in 20 Haziran 1627 deki İzlanda Seferi meşhurdur. Adada 26 gün kalmış, ikinci İzlanda Seferine de Ali Reis kumanda etmiştir.

Korsanlık, akıncılık gibi bir teşkilât olup, Cezâyir Beylerbeyi'nin Rotterdam, Amsterdam, Ceneviz, Livorno ve emsali büyük Avrupa limanlarında gizli ajanları vardı. Bunlar o limanlara bağlı gemilerin giriş-çıkış ve rotalarını Cezâyir e bildirirlerdi.

On sekizinci asırda da Türk deniz akıncıları eski hüviyetlerini korumakla birlikte, İngiltere ve Fransa da büyük denizci devletler arasına girdiler.

1783 yılında Amerika Birleşik Devletleri, denizlerde bayrak gezdirmeye başladı. 25 Temmuz 1785 te Atlantik te Cadiz açıklarında bu yeni bayrağı taşıyan ilk gemi, Cezayir korsanları tarafından zaptedildi. Bu gemi Boston limanına bağlı, kaptan İsaak Stevens in idaresindeki Mora gemisi idi. Az sonra Philadelphia limanına bağlı, Kaptan D. Brienin in Dauphin i aynı akıbete uğradı ve Cezayir e getirildi. 1793 Ekim ve Kasım aylarında 11 Birleşik Amerika gemisi daha Türk filosu tarafından zaptedildi. Kongre 27 Mart 1794 celsesinde, Türk korsanlarına karşı koyacak güçte harp gemileri îmâl edilmesi veya satın alınması için başkan George Washington a 688.000 dolar harcama yetkisi verdi. Böylece, Birleşik Amerika donanmasının temeli atıldı. Az zaman sonra Birleşik Amerika, Cezayir donanması ile başa çıkamayacağını anladı ve Cezayir le anlaşma yoluna gitti. 5 Eylül 1795 (21 Safer 1210) tarihindeki muâhede (antlaşma) ile Birleşik Amerika, Cezayir deki esirlerinin iadesi ve gerek Atlantik te ve gerek Akdeniz de Birleşik Devletlerin sancağını taşıyan hiçbir tekneye dokunulmaması karşılığında 642.000 altın dolar ve yılda 12.000 Osmanlı altını haraç ödeyecekti.

Türkçe ve 22 madde olan muâhedeye, George Washington ve Beylerbeyi Hasan Dayı imza koydular. Böylece Birleşik Amerika da yıllık vergiye bağlanmış oldu.

Derya ve akıncı beylerinin çok mühim bir vasıfları da ellerinin son derece açık olması ve ünlü zenginlerin yapamadıkları cömertliği yapabilmeleri, fukara babası olmalarıydı. Bütün bir bölgenin fakirleri, bir tek derya ve akıncı beyinin sayesinde geçinip giderlerdi. Beylerin konakları misafirhane olup, herkese açıktı. Misafir, derecesine göre ikram görürdü. Misafiri çevirmek olmazdı. Geri çevirmek, düşmana silâh teslim etmek derecesinde olup büyük ********lik sayılırdı.

On yedinci yüzyılda deniz korsanlarının faaliyetleri iyice artarak deniz yolculuğu tehlikeli bir hal aldı. Avrupalı korsanlar, kendi milletlerinin gemilerine bile çekinmeden saldırmaya başladılar. Avrupa kral ve prensleri, yapılan yağmalardan istifade için korsanlara arka çıkmaya başladılar. On sekizinci asrın sonuna doğru korsanlığın korkunç boyutlara ulaşması üzerine devletler, bunlardan kurtulma çarelerini araştırmaya başladılar. 1785 yılında Amerika ile Prusya arasında yapılan antlaşmaya göre, aralarında olacak muharebelerde, karşılıklı korsanlık müsaadesi vermemeleri ve tüccar gemilerinin serbestçe dolaşmaları esası kabul edildi. Bu konuda devletlerarası çalışmalar, kesin bir netice vermedi. Ancak Kırım Harbi (1853-1856) sırasında muharip devletler, muharip korsan gemisi çıkarmamaya karar verdiler. Bu durum, diğer devletlere de bildirildi. Kırım Harbi sonunda Paris te yapılan kongrede, korsanlığın tamamen kaldırılması kararı alındı. Daha sonra 14 Eylül 1937 de Lyon da Türkiye, Mısır, Fransa, İngiltere, Yunanistan, Romanya, Yugoslavya ve Sovyetler Birliği, antlaşma imzalayarak korsanlığa karşı tedbir alınmasını kararlaştırdılar. Antlaşmada uçakla da korsanlık yapılabileceği belirtilip, tedbir alınması kabul edildi. Günümüzde korsanlık daha çok hava korsanlığı şeklinde devâm etmektedir.




Benzer Konular

12 Mart 2010 / Daisy-BT Osmanlı İmparatorluğu
15 Nisan 2012 / Ziyaretçi Soru-Cevap
8 Ocak 2013 / Ziyaretçi Soru-Cevap
27 Aralık 2012 / zülal Soru-Cevap
10 Mart 2012 / Ziyaretçi Soru-Cevap