Arama


Keten Prenses - avatarı
Keten Prenses
Kayıtlı Üye
10 Nisan 2009       Mesaj #4
Keten Prenses - avatarı
Kayıtlı Üye
AKİDE ŞEKERİ



ASIRLARDIR DAMAKLARIMIZI ŞENLENDİREN TAT: AKİDE
Bizim için tatlının ve şekerin özel bir anlamı vardır. Tatlıyı o kadar çok severiz ki, Ramazan Bayramının bir diğer adı olarak da Şeker Bayramını kullanırız. Günümüzde pek çok çeşit şeker çeşidi bulunsa da geleneksel damak tadımıza hitap eden öyle bir şeker var ki, hazır şeker bayramı gelmişken onu bir kez daha hatırlamakta fayda var. O da elbette ki, akide şekeri. Kendine özgü tadı, kokusu ve damaklarda bıraktığı uzun süreli lezzetiyle kalbimizi de fetheden akide şekeri on yedinci yüzyılın sonlarından bu yana sevilerek yeniyor. Günümüzdeki şeker bolluğu nedeniyle popülaritesini eskisi kadar sürdüremese de aslında akide şekeri için şekerlerin sultanı diyebiliriz.

KELLE ŞEKERİNDEN AKİDE ŞEKERİNE

Eskiden, kelle şekeri olarak bilinen son derece iyi kalitedeki şekerler havanda dövülüp, odun ateşinde, bakır kazanlarda eritilip, pişirilirmiş. Soğuma sırasındaysa şeker ağdasına gülsuyu, bergamut, portakal, limon, çilek gibi meyve usareleri, tarçın, gül, nane gibi aromalar ile fındık, susam gibi kuruyemişler katılarak çeşitli tat ve görünümlerde akide şekeri imal edilirmiş. Günümüzde daha modern yapım araçları kullanılsa da, teknik aynen sürdürülmekte.

Akide sözcüğünün anlamı; bağlılık, birbirinden ayrılmamak. Bu sert ve türüne göre renk renk olan şekerin önemi devlet ricaline sunulmasından kaynaklanıyor. Yeniçerilerin devlete bağlılığını gösterdiği için de, bu şekere akide denmiş. Daha sonra da İstanbul yaşamına klasik bir şekerleme çeşidi olarak girmiş.

HERKESE "OH" ÇEKTİREN ŞEKER

Osmanlı İmparatorluğu'nda ulufe günü, yeniçerilere üç aylıkları dağıtıldıktan sonra saray avlusunda bir yemek verilirdi. Bu yemek esnasında yapılan akide şekeri sunumuysa, kapıkulu askerlerinin aldıkları ücretler ve yemeklerinden memnun olduklarını gösteren sade ama ilginç bir gösteriydi. Osmanlı kararnamelerine göre sadrazam ve divanı hümayun üyeleri öncelikle askerin yemeğini tadarlar, bundan sonra kendilerine tabaklar içinde şekerler sunulurdu. Bu askerlerin bir şikayetinin bulunmadığının, sultana bağlı olduklarının kesin kanıtıydı. Dolayısıyla şeker tabaklarının divana getirilmesi herkese bir "oh" çektirirdi.

Saray helvahanesinde 'mangır' (para) şeklinde yapılan bu şekerler makama göre dirhem (3.2 gr) hesabıyla sadrazama 500, diğerler vezirlere, yeniçeri ağasına 300 dirhem olarak sunulurdu.

Bu işlem bittikten sonra divan önünde "Fetih Suresi" okunurdu. Bu gelenek, akide şekerini uzun yıllar halk arasında dirlik, düzen ve huzurun simgesi yaptı. Daha sonraları akide şekeri mevlit geleneğimize de girdi. Mevlit sonrasında mevlit şekeriyle birlikte akide şekeri de sunulur oldu. Günümüzde, akide şekerinin en büyük üreticisi Hacı Bekir Şekercisi. On sekizinci yüzyılın başından beri akide şekeri yapan firma, bu geleneğini günümüzde de sürdürmeye devam ediyor.

BİR PASTA ÖNERİSİ

Akide şekerini tek başına yendiğinde damaklarda muhteşem bir tat bırakmasının yanında aynı zamanda çayın da ideal eşlikçilerinden bir tanesi. Çaya şeker koymak yerine, çayınızı ağzınıza atacağınız bir akide şekeriyle de tatlandırabilirsiniz. Ayrıca akide şekeri ev yapımı pastalarda zaman zaman krokan olarak da kullanılabiliyor. Bunlarda bir tanesinin tarifini size vereyim, bir deneyin, akide şekerinin bu halinden hoşlanıp hoşlanmadığınıza kendiniz karar verin.
Kremalı kabak pastasının bu tarifi altı kişi için. Malzemeler; 1 kg ayıklanmış balkabağı, 2 su bardağı tozşeker, 1 portakal, 1 paket krem şanti, 1 su bardağı süt, 150 g akide şekeri. Akide şekerlerini havanda iyice eziyorsunuz ve de cam bir kabın tabanına bir güzel yayıyorsunuz. Portakalın kabuğunu rendeliyorsunuz, suyunu sıkıyorsunuz, sonra kabağa şekerle birlikte ekliyorsunuz, iyice pişiriyorsunuz. Soğuduktan sonra çatalla eziyorsunuz. Krem şantiyi bir su bardağı sütle çırpıyorsunuz, bu oldukça sert bir krema oluyor. Kabakla krem şantiyi iyice karıştırıyorsunuz. Elde ettiğiniz karışımı akide şekerlerinin üstüne yayıyorsunuz. Tatlıyı buzdolabında bir gece dinlendiriyorsunuz. Eğer bir gece beklemeye dayanamıyorsanız, en az iki saat dinlendiriyorsunuz. Sonra becerebilirseniz ters çevirip servis yapıyorsunuz, beceremezseniz olduğu gibi dilimleyip konuklarınıza ikram ediyorsunuz...

kaynak
Quo vadis?