Bir öyküyü pandomim ve gelenekselleşmiş ölçülü hareketlerle sözsüz olarak ve müzik eşliğinde anlatan grup dansı ya da sahne gösterisi. Sözsüz bir sahne oyunu olan pandomimde hareket bulunmasına karşılık, balede hem hareket, hem dans, hem müzik vardır. Dekor ve giysi bakımından balede, renk ve şekil ögelerinden de yararlanılır; yalnız söz ve şarkı yoktur. Zaten balenin savı da, en güçlü anlatım aracı olan söz ve şarkıyı kullanmadan, anlatılmak istenileni yalnızca dramatik dans aracılığıyla anlatabilmektir. Balede balet ve balerinlerin yapacağı hareketler, en ince ayrıntılarına kadar "koreograf" tarafından, stenografiye benzer özel işaretlerle balenin müziğine paralel olarak gösterilir; bale de bu işaretler üzerinden öğrenilerek oynanır. Bale tekniği her şeyden önce kasları alıştırmaya dayanır. Balede yalnız parmaklar değil, bütün vücut kasları alıştırılacağı için öğrenme uzun sürer. Bunun için öğrencilerin genç ve körpe olmaları şarttır. Bunlar, kasları henüz sertleşmeden, 7-8 yaşındayken bale okuluna gider ve derslere 9 yıl devam ederler. İlk yıllar kas alıştırmasına ayrılır, son yıllarda da artistik figürler, hareket kombinezonları ve asıl bale sanatı öğretilir. Dans stüdyosunda, dans öğretmeninin gözetimi altında ve müzik eşliğinde öğrenci, "bar" denilen bir parmaklığa tutunarak ve karşısındaki aynaya bakarak kendini alıştırır, sonra stüdyonun ortasında, tutunmadan hareketler yapar. İlk alıştırmanın amacı, kalça ekleminin anatomisini yavaş yavaş zorlayıp bu eklemi eksen alarak bacakların 90¡ sağa ve sola çevrilebilmesini ve iki ayağın düz bir çizgi hâlinde ökçe ökçeye ya da çaprazlama yan yana getirilebilmesini sağlamaktır. Bale okulunu bitiren öğrenci, operadaki "koro heyeti"nin baledeki karşılığı olan "bale heyeti"ne girer. Bale heyeti "ikinci kadril" ve "birinci kadril" diye ikiye ayrılır. "Birinci kadril"den sonra "konfe" derecesine geçilir. Konfeler, derecelerine göre 6-8 ve 2-4 kişilik gruplar hâlinde oynayan balet ve balerinlerdir. Bunda başarı gösterenler, tek başlarına oynayanlar sınıfı olan "solist" sınıfına geçerler. Fransa'da solistler küçük ve büyük; Rus balesinde birinci solist olmak üzere ikiye ayrılır. Bundan sonraki derece erkekler için Fransa'da ve Rusya'da "birinci dansör", kadınlar için de Fransa'da "birinci dansöz", Rus ve İngiliz balelerinde de "balerina" derecesidir. En üst derecenin adı Fransa'da gerek erkek, gerek kadın için "yıldız", Rus ve İngiliz balelerinde ise kadın için "prima balerina"dır. Balede klasik olarak, belden aşağı ayaklara kadar bir mayo giyilir. Kadınlar mayonun üzerinden "tütü" denilen ve kat kat ipekten yapılan kısa bir etek giyerler. Gerek kadın gerekse erkekler, ayaklarına, tabanları sert ve biraz kıvrık, uçları hem hareket, hem dans, hem müzik vardır. Dekor ve giysi bakımından balede, renk ve şekil ögelerinden de yararlanılır; yalnız söz ve şarkı yoktur. Zaten balenin savı da, en güçlü anlatım aracı olan söz ve şarkıyı kullanmadan, anlatılmak istenileni yalnızca dramatik dans aracılığıyla anlatabilmektir. Balede balet ve balerinlerin yapacağı hareketler, en ince ayrıntılarına kadar "koreograf" tarafından, stenografiye benzer özel işaretlerle balenin müziğine paralel olarak gösterilir; bale de bu işaretler üzerinden öğrenilerek oynanır. Bale tekniği her şeyden önce kasları alıştırmaya dayanır. Balede yalnız parmaklar değil, bütün vücut kasları alıştırılacağı için öğrenme uzun sürer. Bunun için öğrencilerin genç ve körpe olmaları şarttır. Bunlar, kasları henüz sertleşmeden, 7-8 yaşındayken bale okuluna gider ve derslere 9 yıl devam ederler. İlk yıllar kas alıştırmasına ayrılır, son yıllarda da artistik figürler, hareket kombinezonları ve asıl bale sanatı öğretilir. Dans stüdyosunda, dans öğretmeninin gözetimi altında ve müzik eşliğinde öğrenci, "bar" denilen bir parmaklığa tutunarak ve karşısındaki aynaya bakarak kendini alıştırır, sonra stüdyonun ortasında, tutunmadan hareketler yapar. İlk alıştırmanın amacı, kalça ekleminin anatomisini yavaş yavaş zorlayıp bu eklemi eksen alarak bacakların 90¡ sağa ve sola çevrilebilmesini ve iki ayağın düz bir çizgi hâlinde ökçe ökçeye ya da çaprazlama yan yana getirilebilmesini sağlamaktır. Bale okulunu bitiren öğrenci, operadaki "koro heyeti"nin baledeki karşılığı olan "bale heyeti"ne girer. Bale heyeti "ikinci kadril" ve "birinci kadril" diye ikiye ayrılır. "Birinci kadril"den sonra "konfe" derecesine geçilir. Konfeler, derecelerine göre 6-8 ve 2-4 kişilik gruplar hâlinde oynayan balet ve balerinlerdir. Bunda başarı gösterenler, tek başlarına oynayanlar sınıfı olan "solist" sınıfına geçerler. Fransa'da solistler küçük ve büyük; Rus balesinde birinci solist olmak üzere ikiye ayrılır. Bundan sonraki derece erkekler için Fransa'da ve Rusya'da "birinci dansör", kadınlar için de Fransa'da "birinci dansöz", Rus ve İngiliz balelerinde de "balerina" derecesidir. En üst derecenin adı Fransa'da gerek erkek, gerek kadın için "yıldız", Rus ve İngiliz balelerinde ise kadın için "prima balerina"dır. Balede klasik olarak, belden aşağı ayaklara kadar bir mayo giyilir. Kadınlar mayonun üzerinden "tütü" denilen ve kat kat ipekten yapılan kısa bir etek giyerler. Gerek kadın gerekse erkekler, ayaklarına, tabanları sert ve biraz kıvrık, uçları içerden sert bir maddeyle doldurulmuş, dışardan da sivriliği biraz yontulmuş dans patikleri (Fr.: Chausson, İng.: Toe Shoe) giyerler.
Kostüm ve dekor, baleye göre değişebilir. Balenin tarihçesi: Bale yeni zamanların bir buluşudur. Böyle olmakla beraber, tarihten önceki devirlerden beri gelişmekte olan türlü danslarda balenin çekirdeğini görmek mümkündür. Avrupa'da, baleye yaklaşan danslar vardı. Fakat, bale denilebilecek ilk gösteri, 1489'da Milano Dukası Galeazzo'nun düğün töreninde düzenlendi. İtalya'dan Fransa'ya geçen bu âdet "saray balesi"nin oluşmasına neden oldu. İngiltere'ye de geçen bale orada "masque" denilen oyun türünü oluşturdu. 17. yüzyılın ilk yarısında rağbette olan bu tür, maskelerle oynanan ve danstan çok şarkıya önem veren alegorik ve mitolojik temsillerden ibaretti. 14-16. Louis devrinde (1643-1715), bale yüksek bir sanat düzeyine yükseldi. Bu devirde bale, sarayın tekelinden çıkarak halkın malı olmuştur. Özellikle operalara bale sahneleri sokulmuştur. 1821'den sonra Fransa'dan Londra'ya geçen bazı dansörler İngiliz balesini yeniden canlandırdılar. 12 Mart 1832'de Paris'te oynanan "La Sylphide" adlı baleyle de "romantik bale" çığırı açıldı. Baldırlara kadar inen balon etek, toz pembe mayo, saten patikler ve omuzları dekolte bırakan, muslinden sıkı korsaj, bu devrin üniforması hâline geldi, parmak uçlarında dans etmek, sahnede havalanmak da moda oldu. 1850'den sonra Rusya'da balenin gelişmesi birçok sanatçıyı oraya çekti. 20. yüzyıl başlarında Amerika'da da baleye önem verildi, 1909'da Metropolitan Opera House'da bir bale okulu kuruldu. 1908'de Rus dansörlerden Mihail Fokin "Yevnikiya" balesini sahneleyerek "modern bale"nin ilkelerini ortaya koydu.
Türkiye'de gerçek anlamda bale öğrenimi 1948'de başladı. Türk hükümeti, tanınmış koreograf ve İngiliz Kraliyet Balesi'nin kurucusu Ninette de Valois'yı Türkiye'ye çağırdı, onun hazırlığı ve danışmanlığıyla İstanbul'da Yeşilköy'de ilk bale okulu açıldı. Bu okul 1950'de Ankara'daki Devlet Konservatuvarı'na katıldı. Bir prolog, bir sahne ve bir epilogdan oluşan ilk Türk balesi "Keloğlan" (müzik: Ulvi Cemal Erkin, koreografi: Ninette de Valois, dekor: Gevher Bozkurt) 2 Haziran 1950'de İstanbul'da Şehir Tiyatrosu'nun Dram Bölümü'nde sahneye kondu.
Morpa Genel Kültür Ansiklopedisi & MsXLabs