HİPOGLİSEMİ
Yüksek veya düşük kan şekerleri ile zaman zaman uğraşmak diyabetli bir hasta için yaşamın bir gerçeğidir. Tip 1 diyabetik hastalarda kan şekerleri daha büyük dalgalanmalar göstermek eğilimindedir. Bununla birlikte tüm diyabetik hastalar bazı acil durumlarla karşılaşabileceklerini bilmelidirler. Bu nedenle böyle durumları nasıl tanıyabileceklerini ve ne yapacaklarını bilmek zorundadırlar. Sizi izleyen sağlık ekibinden bunları öğrenmeli ve aileniz, arkadaşlarınız ve işyerinizdeki insanlara da öğretmelisiniz. Evde sık yapılan kan şekeri ölçümü pek çok acil durumu henüz oluşmadan önler. Diyabetli bir hastada en çok rastlanan acil durum hipoglisemi veya düşük kan şekerleri Tip 1 diyabetli bir hastada diyabetik ketoasidoza (DKA), Tip 2 diyabetli bir hastada ise hiperglisemik hiperosmolar nonketotik sendroma (HHNS) yol açabilir. Tip 1 diyabetik bir hastada HHNS, Tip 2 diyabetik bir hastada ise DKA seyrek olarak görülür. Her iki durum da uygun biçimde tedavi edilmezlerse koma, şok, solunum bozukluğu ve ölüme götürebilir.
Hipoglisemi Hipoglisemi insülin veya hap kullanan hastaların sıklıkla alışık olduğu bir durumdur. Kan şekerinin olması gerekenden daha düşük olması anlamına gelir. Hipoglisemik reaksiyonun başlangıcında baş dönmesi, terleme ve baygınlık hissedebilirsiniz. Eğer uygun önlemler alınmazsa bilinç kaybı ve kasılmalar görülebilir. Tip 1 diyabetik hastalar ortalama haftada bir veya iki hipoglisemi atağı geçirirler. Tip 2 diyabetiklerde hipoglisemi çok daha seyrektir. Hipoglisemi genellikle injekte edilen insülin etkisinin istenenden daha fazla olması ile meydana gelir. Diyabetik olmayan insanlarda vücut insülin salınımını kan şekeri çok düşmeden durdurur. Ancak diyabetik insanlarda insülin dışarıdan injekte edildiği için böyle bir kontrol mekanizması yoktur. Şeker düşük de olsa insülin emilmeye devam eder.
Başka bir sebep te injekte edilen insülinin emilim ve kullanımının aynı insanda bile farklı zamanlarda değişiklik göstermesidir. Hergün aynı dozlarda insülin injekte ettiğiniz veya hap kullandığınız halde bazı günler şekeriniz düşebilir. Vücudunuzun ne kadar insüline gereksinim duyduğu pekçok faktöre bağlı olarak değişebilir.
Bunlar:- Ne kadar gıda aldığınız
- Ne çeşit yemek yediğiniz
- Ne kadar egzersiz yaptığınız
- İnsülin veya haplarla egzersiz arasındaki zaman ilişkisi
- İnsülin injekte ettiğiniz bölge
- Başka hastalığınız olup olmadığı
- Stres altında olup olmadığınızdır.
Ne kadar uğraşırsanız uğraşın tüm bu faktörleri sürekli kontrol altında tutamazsınız. Hipoglisemi genellikle yemeklerden önce, ağır bir egzersiz sırasında veya sonrasında, veya insülin etkisinin en üst noktaya çıktığı saatlerde görülür. Bazen gece uyku sırasında da hipoglisemiye girilebilir.
Bir hastanın hipogliseminin belirtilerini öğrenmesi ve tanıması büyük önem taşır. Her hastada hipoglisemi sırasında hissedilen belirtiler farklı olabilir. Bu nedenle hastalar hipogliseminin kendilerinde ne gibi belirtiler oluşturduğunu öğrenmelidirler. Bunula birlikte hipoglisemi olduğundan emin olmanın tek yolu kan şekerini ölçmektir. Bu nedenle titreme, sinirlilik, terleme, uyuşukluk, çarpıntı, konsantrasyon güçlüğü, başağrısı, baş dönmesi, yüz ve dudaklarda karıncalanma, açlık ve gerginlik hissedildiğinde mutlaka kan şekeri ölçülmelidir. Bu belirtiler günün herhangi bir saatinde görülebilir. Hatta geceyarısı kabus görerek uyanmak bile hipogliseminin bir belirtisi olabilir.
Hipoglisemi belirtileri
Her kişide hipoglisemi değişik belirtiler yaratabilir. Tüm belirtilerin aynı hastada aynı anda görülmesi olanaksızdır. Bazı belirtiler örneğin sinirlilik titreme, açlık, başdönmesi erken uyarı belirtileri olarak adlandırılırlar. Bunlar otonom belirtilerdir; çünkü hipoglisemi merkezi sinir sisteminin otonom sinir sistemi denen bölümünü uyarır. Otonom sinir sistemi vücudumuzun biz düşünmek zorunda kalmadan yaptığı pek çok işlevi düzenler; örneğin kan damarlarının açılıp kapanması, kalp atış hızı, solunum kontrolü gibi. Hipogliseminin bazı belirtileri ise beynin uzun süre düşük kan şekeri ile karşı karşıya kalması sonucu ortaya çıkar. Bunlar sinirlilik, öfke, üzüntü, koordinasyon bozukluğu, bulanık görmedir. Bazı durumlarda arkadaşınızla tartıştığınız için mi yoksa hipoglisemiden dolayı mı sinirli olduğunuzu anlamayabilirsiniz. En iyisi kan şekerinizi ölçmenizdir.
Bazı diyabetiklerde ve özellikle hastalığı uzun süreden beri var olanlarda yaklaşmakta olan hipoglisemiyi gösteren belirtiler farkedilememeye başlayabilir. Buna hipoglisemiyi farkedememe sendromu adı verilir. Böyle hastalarda hiçbir ön belirti olmadan ağır bir hipoglisemik reaksiyon gelişebilir. Kan şekerini çok iyi ve normal sınırlara yakın tutmaya çalışan hastalarda hipoglisemiye daha sık rastlanır. Çok sık hipoglisemiye girmek ve hipoglisemiyi farkedememe sendromuna yol açabilir. Bu da daha ağır hipoglisemi ataklarını davet eder. Bu nedenle sık kan şekeri ölçümü yapmak yoğun insülin tedavisinin ve hipoglisemiyi farkedememe sendromu tedavisinin vazgeçilmez bir parçasıdır. Hipoglisemi belirtileri bize hipoglisemiyi tanımamızda çok yardımcı olur.
Ancak aynı belirtiler bazen hipoglisemi olmadan başka durumlarda da görülebilir. Eğer kan şekerinizi ölçüp gerçekten hipoglisemide olup olmadığınızı kesin olarak anlamadan hipoglisemiyi tedavi etmeye karar verirseniz kendinize daha çok zarar verebilirsiniz. Kitaplarda hipoglisemi kan şekerinin 50 mg/dl'nin altına düşmesi olarak tanımlansa da pek çok hastada bu düzeyde ve hatta daha düşük kan şekeri değerlerinde herhangi bir belirti olmayabilir. Bazıları ise kan şekeri 50 mg/dl'den daha yüksekken hipoglisemi belirtilerini algılayabilirler. Bu nedenle doktorunuzla hangi kan şekeri değerlerinde hipoglisemi tedavisi uygulayacağınızı tartışmalı ve öğrenmelisiniz. Zamanla hangi değerin sizin için düşük olduğunu öğreneceksiniz.
Hipoglisemi tedavisi
Eğer hipoglisemide olduğunuzdan kuşkulanıyorsanız yapacağınız ilk şey kan şekerinizi ölçmektir. Sizi izleyen sağlık ekibinin hangi düzeyin altında hipoglisemi tedavisi uygulayacağınızı öğrenmelisiniz. Ancak her zaman kan şekerinizi ölçme olanağı bulamayabilirsiniz. Örneğin kan şekeri ölçme cihazınız yanınızda olmayabilir. Bu durumda tedavi uygulamadan eve gitmeyi sakın düşünmeyin. Hele eve kadar otomobil kullanmanız gerekiyorsa. Belirtileri hemen tedavi edin.
Eğer hipoglisemideyseniz sindirim sisteminizden kısa sürede emilecek şekerleri yemeniz veya içmeniz gerekir. Bu şekerli gıdaları sınırsız yiyebileceğiniz anlamına gelmez. Hipoglisemiyi tedavi ederken çok yüksek kan şekeri düzeylerine yol açmamalısınız. Yiyip içebileceğiniz pek çok kısa etkili şeker alternatifi bulunmaktadır. Hipogliseyi cikolata ile tedavi etmeyin. Çikolatanın içindeki yüksek miktardaki yağ şekerin emilimini yavaşlatır.
Hipoglisemi tedavisinde en iyisi yanınızda tartılmış (10-15 gr) paketlenmiş şeker taşımaktır. kesme şeker veya eczanelerde satılan glukoz tabletleri de güvenle kullanılabilir. 2-5 adet glukoz tableti sizi kısa sürede hipoglisemiden çıkaracaktır. Şekeri aldıktan 15 dakika sonra tekrar kan şekerinizi ölçmelisiniz. Kan şekeri hala düşükse aynı dozda şekeri tekrar almalısınız. Eğer en yakın yemeğiniz veya ara öğününüz ilk yarım saat içinde değilse bir ara öğünü almalısınız. Bilinç kaybına yol açan hipoglisemiye ağır hipoglisemi denir. Eğer hipogliseminin ilk belirtileri önemsenmez ve tedavi edilmezse veya doğrudan ağır hipoglisemi gelişebilir. Bu durum beynin şekersiz kalmasına bağlı olarak ortaya çıkar. Ağır hipoglisemi gerçekten çok acil bir tıbbi durumdur. Ağır hipoglisemi için yapılabilecek en iyi şey alınacak önlemlerle ortaya çıkışını önlemektir. Eğer hipogliseminin ilk belirtileri ciddiye alınır ve uygun şekilde tedavi edilirse ağır hipoglisemilerin büyük bölümü önlenebilir, Bu nedenle belirtiler ortaya çıktığında nerede iseniz ve ne zaman olursa olsun tedavi etmelisiniz. Aileniz, arkadaşlarınız ve işyerinizdekilere de hipoglisemi belirtileri ve tedavisini öğretmelisiniz.
Bazı hastalar hipoglisemi atağı sırasında çok sinirli ve aksi olabilir. Tedavi ve yardım girişimlerini engelleyebilirler. Etrafınızdakiler buna kulak asmamalı ve tedavi ve yardım konusunda ısrarcı olmalıdırlar. Böylece sizi komadan ve hastaneye gitmekten kurtarabilirler.
Eğer bilinciniz hipoglisemiye bağlı olarak kapandıysa herhangi birşey yiyip içemezsiniz. Bu durumda bir başkası tedaviyi üstlenmelidir. Bilinci kapalı hipoglisemik bir hastada yapılacak en güvenli şey bir başkası tarafından injekte edilecek glukagondur.
Glukagon pankreas tarafından üretilen ve karaciğerden kana şeker salınımını uyaran bir hormondur. Ayrıca insülin salınımını da baskılar. Glukagon karaciğerinde depo şeker bulunmayan insanlarda işe yaramaz. Bunlar uzun süreli açlık veya hipoglisemiye maruz kalanlar ve alkoliklerdir.
Özellikle eğer hipoglisemiye eğilimli bir insansanız yakınınızdakilerin glukagon injeksiyonu hakkında bilgi sahibi olmasını sağlayınız. Glukagon genelikle reçeteyle alınabilen bir kit şeklinde satılmaktadır. Kitte şırıngaya çekilmiş sulandırma sıvısı ve glukagon flakonu bulunmaktadır. Bu şekilde genellikle bir yıl saklanabilir. Eğer glukagon ve sulandırma sıvısı karıştırılırsa 48 saat buzdolabında olmak kaydıyla saklanabilir.
Glukagon bulantı ve kusma yapabilir. Bu nedenle injeksiyondan sonra başınız mide seviyenizin üzerinde olmalıdır. Hipoglisemideki hastalar genellikle glukagona 5-20 dakikada yanıt verilir. Bilinç açılınca biraz sıvı alınmalı ve bir ara öğün yenmelidir. Eğer ilk injeksiyona yanıt vermiyorsa injeksiyon tekrarlanmalı ve profesyonel yardım istenmelidir.
Eğer ağır hipoglisemi geçirdiyseniz sizi izleyen sağlık ekibinin bundan haberdar olması gerekir. Aynı şekilde hafif ama sık hipoglisemiler de ekibe bildirilmelidir. Böylece birlikte diyet, insülin ve egzersiz planında gerekli değişiklikler yapılabilir. Diyabetli hastaların mutlaka hastalıklarını belirten bir kolye, bilezik vs. aksesuar takmaları ya da bunu gösteren bir kimlik taşımaları gerekir.
Gebelik ve hipoglisemi
Gebe hastalarda bebek ve annenin sağlığı bakımından kan şekeri olabildiğince diyabetik olmayan bir kişinin değerlerine yakın tutulmaya çalışılır ve hipoglisemiyi farkedememe sendromu yaşayabilirler. Bu nedenlerde gebelerde hafif ve orta derecede hipoglisemiler daha sık görülür. Bu da gebelikte kan şekeri izlenmesinin önemini daha da artırır. 60 mg/dl'nin altındaki kan şekeri değerleri tedavi edilmelidir.
Bebekler anne rahminde hiperglisemi, yüksek keton düzeyleri ve kan şekeri oynamalarından, hipoglisemiye oranla daha çok zarar görürler. Bu nedenle gebelerde glukagon yapmak gerekiyorsa önce yarım doz yapılır 10 dakika içinde yanıt alınamazsa kalan miktar da injekte edilir. Bunun için de etrafınızdakilerin sizin gibi olduğunuzu ve hipoglisemi durumunda ne yapacaklarını biliyor olması gerekir.
Egzersiz ve hipoglisemi
Egzersiz kan şekerini düşürür, bu nedenle egzersiz sırasında ve sonrasında hipoglisemi açısından fazladan dikkatli olmanız gerekir. Özellikle yalnızken çok ağır egzersizlerden kaçının. Egzersiz için başkalarının etrafta olduğu jimnastik salonları veya havuzları tercih edin. Eğer koşacak veya bisiklete binecekseniz yanınızda bir arkadaşınızın olması iyi olur. Egzersizden önce ara öğün almayı unutmayın.
Egzersiz sırasında kan şekerinizin düşmeye başladığını hissederseniz hemen durun.. Sakın 'Bir tur daha atayım' veya '5 dakika daha devam edeyim' diye düşünmeyin. Eğer egzersize devam etmek istiyorsanız bir ara öğün alıp 15 dakikalık dinlenmeden sonra tekrar başlayabilirsiniz. Eğer bunu yapmazsanız kan şekeriniz kısa sürede tekrar düşecektir. Yapılan çalışmalarda egzersizin hipoglisemi riskinin 4-10 saat sonra egzersiz sırasındakinden bile daha fazla olduğunu göstermiştir. Bu nedenle egzersizden sonra da kan şekerinizi ölçmeye devam edin.
Cinsel ilişki ve hipoglisemi
Eğer egzersiz sırasında kan şekeriniz düşme eğilimindeyse ve / veya gece hipoglisemileriniz oluyorsa cinsel ilişki sırasında kan şekerinizin düşme olasılığı daha da yüksektir. Bu nedenle cinsel ilişki öncesi ve sonrasında insülin dozunuzu ayarlamak ve ara öğün almak gerekebilir. Ayrıca alkollü olduğunuzda cinsel ilişki hipoglisemi riskini artıracaktır.
Kalp hastalığı ve hipoglisemi
Hipoglisemi kalbinizin her zamankinden daha hızlı atmasına neden olacaktır. Bu durum altta yatan bir kalp hastalığınız varsa diğer insanlara göre sizde daha önemli olabilir. Doktorunuzla bu konuda konuşun. Doktorunuz kan şekerlerinizin hafifçe yüksek olmasını hipoglisemiye tercih eder.
Alkol ve hipoglisemi
Alkol kan şekerini düşürür. Normalde kan şekeriniz düştüğünde karaciğerinizde depolanmış olan nişasta şekere dönüşerek kana verilir. Bu durumunuzu geçici olarak düzeltir ve hipoglisemiyi tedavi etmeniz için size zaman kazandırır. Alkol karaciğerdeki bu işlemi engelleyerek ağır hipoglisemilere neden olabilir.
Şafak olayı
Vücudunuzda sabahları sizi uyandıran ve güne başlamanızı sağlayan enerjiyi veren bir mekanizma bulunmaktadır. Bu büyüme hormonunun etkisiyle olmaktadır. Büyüme hormonu insülinin etkisini bastırır ve kan şekerinizin sabah saat 4 ile 8 arasında yüksek çıkmasına sebep olabilir. Buna şafak olayı denir. Sabah açlık şekerlerinizin yüksek olmasının sebebi olabilir. Yapılması gereken gece insülin dozunun yükseltilmesidir.
Hiperglisemik komalar
Kan şekerinizin uzun süre yüksek gitmesi zaman içinde diyabetin komplikasyonlarının ortaya çıkmasına neden olur. Bunun yanında kan şekerinin kısa süreli de olsa tehlikeli düzeylere çıkması yaşamı tehdit eden bir koma tablosuna ve ölüme sebep olabilir. Hipoglisemide olduğu gibi hiperglisemik komada da hastanın bunun belirtilerini bilip erken önlem alması son derece önemlidir. En iyisi böyle tablolar hiç oluşmadan önlenmesidir.
Diyabetik ketoasidoz
Vücudunuzda gerekenden az insülin olması kan şekerinizin yükselmesine yol açar. Diyabetik ketoasidoz (DKA) diyabetin son derece ciddi ve önemli ve aynı zamanda önlenebilir bir akut yani kısa süreli komplikasyonudur. Genellikle yüksek kan şekerlerinin önemsenmeyip ihmal edilmesi sonucu görülür. DKA vucutta yeterince insülin olmadığı zaman ortaya çıkar ve olguların çok büyük çoğunluğu Tip 1 diyabetiklerdir.
DKA'un başlangıcı çok basit ve görünürde masum olabilir. Örneğin bir insülin dozu atlanır veya insülin etkisini yitirmiş olabilir. Bu beklenmedik kan şekeri yüksekliği eğer kan şekeri ölçülüp te saptanmamışsa sizi koma, şok, solunum güçlüğü ve ölüme kadar götürebilir. Küçük çocuklarda DKA sırasında ayrıca beyin şişmesi (beyin ödemi) görülebilir. DKA Tip 1 diyabetli hastalarda hastaya tanı konulup insülin başlamsından önce görülebilir, bu durumda hastalığın ilk ortaya çıkış seklidir. Tedavi başladıktan kısa süre sonra da ortadan kalkar.
DKA genellikle iki sebepten dolayı görülür.
Birincisi herhangi bir sebeple insülin injeksiyonunun yapılamaması ikincisi ise eşlik eden hastalıktır.
Psikolojik ve sosyal baskılar bazan hastaları insülin yapmamaya zorlayabilir. Özellikle buluğ çağı civarındaki gençler insülin yapacak ve kan şekeri ölçecek sorumluluğa sahip olmayabilir. Ya da insülin injeksiyonlarını yapmayarak hastalığa karşı kendilerince bir isyan veya savaş başlatabilirler. Aynı şekilde duygusal veya zihinsel olarak problemli yetişkinler de tedavilerini uygulamayabilirler ve böylece DKA'un davet edebilirler.
Eğer vücutta yeterince insülin yoksa kaslarınız kendileri için gerekli olan şekeri hücre içine alamazlar. Bu nedenle enerji gereksinimi vücutta depolanmış olan yağların yıkılması ile sağlanmaya çalışılır. Keton cisimleri (ketonlar) yağ yakılması sırasında oluşan ürünlerdir. Eğer keton üretimi onların idrarla atılma kapasitesini aşarsa kanda birikirler. Ketonlar asit yapısındadırlar ve kanda birikmeleri zararlı etkiler yapar. Aynı zamanda kan şekeri de yükseldiğinden idrarla şeker atılımı da artar. Artan idrar şekeri beraberinde suyun da idrarla atılmasına sebep olur. Vücut susuz kalır. Eğer vücudunuzdaki su azalmış ve kanda ketonlar bulunuyorsa siz DKA'dasınız demektir.
Bazı günler kendinizi hasta hisseder ve yemek yiyemeyebilirsiniz. Bu nedenle 'Bugün insülin yapmayayım' diye düşünebilirsiniz. Bu yapabileceğiniz en kötü davranıştır. Herhangi birşey yemeseniz de vücudunuzun insüline gereksinimi vardır. hatta böyle hasta olduğunuz günlerde vücudunuzun gereksinim duyduğu insülin miktarı artabilir. Yani tam tersi insülin dozunu artırmanız gerekebilir.
Hasta olduğunuz günlerde daha sık kan şekeri ve idrar ketonu bakmalısınız. Kendinizi daha iyi hissedene dek bu ikisini 4 saatte bir tekrarlayın. Bulantı olduğunda kan şekeriniz yüksek olmasa bile idrar ketonuna bakın.
İdrarınızda eser (çok küçük) miktarda keton varsa bu genellikle pek önemli değildir. Diyabetli olmayan bir kişinin bile hasta olduğunda idrarında keton çıkabilir. Eğer idrarınızda orta ve yüksek düzeyde keton varsa hemen sizi izleyen sağlık ekibine haber verin. Bu durumda büyük olasılıkla fazladan insülin injeksiyonu yapmanız gerekecektir. Eğer ketonlar hemen azalmaz ve bulantı kusma ortaya çıkarsa acil yardıma gereksiniminiz vardır. Bu durumda genellikle size bakacak birine de gereksiniminiz vardır.
DKA ortaya çıkmadan önce pek çok uyarıcı belirtiler görülebilir. En önemlisi eğer kan şekeriniz düzenli olarak ölçüyorsanız yüksek kan şekerini (>250 mg/dl) gözden kaçırmaz ve gerekli önlemlere DKA'u önleyebilirsiniz. DKA'un diğer belirtileri iştahsızlık, karın ağrısı, kusma ve midede rahatsızlık hissi, bulanık görme, deride sıcaklık, kuruma ve kızarıklık, solunum güçlüğü, halsizlik, uyku hali, solukta elma kokusuna benzer bir koku, susuzluk, ağız kuruluğu ve sık idrara çıkmadır.
DKA oluştuğunda;
- İnsülin dozunu artırmalı ve ek olarak sık aralıklarla kısa etkili insülin yapmalısınız. Bunun şekli ve dozları konusunda sağlık ekibinize danışınız.
- Kaybettiğiniz suyu yerine koymak için cok fazla sıvı almalısınız. Bu sıvı su, soda veya şekersiz herhangi bir içecek olabilir. Sıvı günlük 4-5 litrenin altında olmamalıdır.
- Geçici bir dönem için dinlenme konumunda kalın ve egzersiz yapmayın.
Evde alacağınız bu önlemlerle durumunuzda düzelme olmaz veya kötüleşme olursa hemen hastaneye başvurunuz.
Hiperglisemik hiperosmolar nonketotik sendrom (HHNS)
Tip 2 diyabetik hastaların kan şekerleri Tip 1'lere oranla çok daha az oynamalar gösterme eğilimindedir. Bununla birlikte Tip 2 diyabetiklerde de uzun süreli ve farkına varılamayan kan şekeri yükseklikleri olabilir. Bu da komplikasyonlara zemin hazırlar. Düzenli kan şekeri kontrolü ile yüksek şeker düzeyleri farkedilip tedavi edilirse bu komplikasyonlar önlenmiş olur.
Tip 2 diyabetik hastalarda da akut (kısa süreli) hiperglisemiler görülebilir ve bu durum yaşamı tehdit edebilecek ağırlıkta olabilir. Tip 2 diyabetiklerdeki yüksek kan şekeri genellikle keton oluşumuna yol açmaz ancak kan şekeri 600-1.000 mg/dl gibi çok yüksek düzeylere çıkabilir. Bu derecede yüksek kan şekeri komaya yol açabilir.
HHNS genellikle sadece Tip 2 diyabetli hastalarda görülür. Bunların çoğunluğu insülin kullanmayan yani diyet ve haplarla tedavi edilen insanlardır. HHNS görülen Tip 2 diyabetiklerin üçte biri hastalığına daha önce tanı konulmamış insanlardır. Büyük bölümü ise hastalığa tanı konulmuş ancak hastanın tedaviyi ihmal ettiği veya umursamadığı olgulardır. HHNS stres, alkol, tedavi edilmemiş infeksiyonlar, idrar söktürücü ilaçlar (diüretikler) veya inme tarafından ortaya çıkarılabilir. Ayrıca yaşlı hareketli kısıtlı, kendine bakamayan insanlarda düşük sıvı alımına bağlı HHNS daha sık görülür.
HHNS'de kan şekeri zaman içinde yükselir, bu idrarla sıvı kaybına neden olur ve vücut susuz kalır. Bu olay günler ve haftalar içinde meydana gelir. Aşırı su kaybı hastayı bir bardak su içemeyecek ve tuvalete gidemeyecek duruma getirir. Kanın yoğunluğu su içeriğinin azalması ve aşırı derecede yüksek şekere bağlı olarak artar. Sonunda kasılmalar, koma ve ölüm görülebilir.
HHNS ile ilgili uyarıcı belirtiler kuru ve buruşuk bir dil, aşırı susuzluk (tablo ilerledikçe bu yanıltıcı olarak azalabilir), uyku hali ve bilinç bozukluğu, sıcak ama kuru ve tersiz bir deridir. Eğer kan şekerinin 350 mmg/dl'nin üzerinde ise hemen sağlık ekibinizi arayın, eğer 500 mg/dl'nin üzerindeyse hemen hastaneye başvurunuz.
Eğer günde iki kez bile olsa kan şekerinizi kontrol ediyorsanız yüksek kan şekeri değerlerini erkenden farkedebilir ve HHNS ortaya çıkmadan önleyebilirsiniz. Eğer eşlik eden başka bir hastalık varsa kan şekeriniz daha da yükselebileceğinden günde en az 4 ölçüm yapmalısınız. Ayrıca çok bol miktarda kafein ve alkol içermeyen içecekler almanız da çok önemlidir. Eğer insülin kullanmıyorsanız bile bu dönemde insülin kullanmanız gereklidir. Eşlik eden hastalıklar dışında bazı ilaçlar (diüretik, kortizon, beta blokerler) periton diyalizi ve damardan beslenme sıvıları kan şekerinizi çok yükselterek HHNS'a sebep olabilir. HHNS gelişen Tip 2 diyabetik hastalar önemli bir bölümünün de bakımevlerinde yaşadığı unutulmamalıdır.