Arama


Emilyyy - avatarı
Emilyyy
Ziyaretçi
28 Şubat 2014       Mesaj #4
Emilyyy - avatarı
Ziyaretçi
Borderline Kişilik Bozukluğu
MsXLabs.org

Borderline kişilik genelde çocuklukta yaşanılan önemli bir kayıp, anne-baba ile olan bağın dengesiz olması, travma, kötü muamele yada duygusal olarak yoksun kalmak gibi tecrübelere dayanmaktadır. Yaygın görülen bir hastalıktır, toplumun yüzde 2 yada 3 ünün sahip olduğu tahmin edilmektedir.

Duygularda, insan ilişkilerinde, davranışlarda dengesizlik ve aşırı kaybetme korkusu olarak kısaca tanımlanabilir...

Eğer Borderline Kişilik Bozukluğunuz varsa, sürekli olarak terkedilme duygusunun yarattığı panik ile mücadele ediyorsunuz demektir. Genel olarak davranışlarınız değişken ve ani hareketlerden oluşur. Duygularınız sürekli değişir, insanlarla olan ilişkileriniz ise yoğun ve fırtınalıdır.

Büyük ihtimalle, değer verdiğiniz insanlara tutunmak için çılgınca bir çaba sarfederken bir yandan da kaybetme korkusundan kaçınmak için önemsizleştirmeye çalışırsınız. Yalnızlık duygularını uzaklaştırmak için çevrenizi insanlar ile doldurursunuz, hatta sevmediğiniz yada anlaşamadığınız insanları bile kabul edersiniz. İnsanlar ile olan ilişkilerinizde strese yol açan olaylar, örneğin maddi zorluklar, ilişkide yaşanan problemler vs genelde hastalığı daha da kötüleştirir.

Borderline kişiliğe sahip kişilerin kendine güven duyguları çok kırılgan olduğu için insanlar tarafından kabul edilmeye yada reddedilmeye karşı aşırı derecede hassastırlar. Eğer bu hastalığa sahipseniz, bir ilişkiniz olsa bile kendinizi dışlanmış ve yalnız hissedersiniz. Olası bir kayıp, ayrılık yada terkedilme ihtimali karşısında kendinizi tehdit altında hissederseniz ve genelde hiddet, aşırı öfke, aşağılama yada sözlü saldırılar ile tepki verirsiniz. Borderline kişiliğe sahip insanların duygularını kontrol etmekte zorlandıkları yaygın olarak bilinmektedir. Ayrıca bazı durumlarda yalnızlık ve terkedilmişlik duygularından kurtulmak için alkol, uyuşturucu, yeme bozuklukları, kendine zarar vermek yada intihara teşebbüs etmek gibi davranışlar görülebilir
  • İdealleştirme ile aşağılama arasında sürekli değişen bir ilişki
  • Tehlikeli boyutlarda kendine güven eksikliği ve dengesizlik
  • Ruh halinde sürekli ve büyük değişimler.
  • Aşırı ve yoğun öfke
  • Kızgın ve saldırgan patlamalar
  • Ayrılıkta yada kayıp anında panik duygusu
  • Sürekli olarak kendini boş hissetme.
Kişilik hastalıklarının erken yaşlarda gelişiyor olması ve insanların kendilerini bu hastalık ile tanımlıyor olması tedavinin çözümünü zorlaştırmaktadır. Tedavinin başarılı olabilmesi için kişinin kökleşmiş davranış şekline, yaklaşımlarına, bakış açılarına, ilişki yapılarına ve kapasitelerine değinilmesi gerekir. Genelde kişilik problemleri psikoterapi ile çözümlenebilmesine rağmen, uzun zaman içinde yerleşmiş olan bu duygu, düşünce ve davranış alışkanlıklarını değiştirmek yoğun ve sürekli tekrarlanan bir tedavi ve öğrenme süreci gerektirir.

Örneğin, uzun vadeli psikoterapi Borderline kişiliği olanlar için oldukça etkili olabilir. Fakat ilişkilerde yaşadıkları problemleri düşünürsek, terapi sürecinin oldukça değişken olduğunu ve sabit bir iyileşme eğrisi çizmediklerini belirtmek gerekir. Terapi sırasında devamlı değişen duygulara, aşırı ilgi ihtiyacına ve sürekli tekrarlanan krizlere terapistin dayanması gerekir. Her şey yolunda gitse ve terapist her şeyi doğru yapsa bile, Borderline kişilik bir süre sonra terapiyi ve terapisti aşağılamaya başlayacak ve kızgınlıkla aniden tedaviyi sonlandıracaktır. Bir kaç ay sonra yeniden terapiye dönmesi ile aynı süreçler yeniden yaşanacak ve bu şartlar altında tedavi en azından 2-5 yıl arasında sürecektir.

Bazı zamanlar, özellikle kriz anlarında kişi intihar teşebüssünde bulunabilir. Bu durumda hastanın kısa bir süreliğine hastaneye yatırılması gerekebilir. Eğer kişinin hastalığı ilerlerse ve evde ihtiyacı olan bakım ve ortam sağlanamıyorsa, daha uzun süreli olarak hastanede kalması istenebilir.

Araştırmalar bazı kişilik sorunlarının kişide devam ettiğini ama bazılarının yok olduğunu göstermektedir. Görünüşe göre hayat tecrübeleri ile birlikte hasta karakterinin temel özelliklerini değiştirmeyi öğreniyor. Tedavi uygulandığı zaman ise hastalığın iyileşmesi hızlanıyor. Özellikle kişi tedaviye gönüllü olarak geliyorsa, iyileşmek için çaba sarfediyorsa ve problemlerinin sorumluluğunu üstleniyorsa hastalığın iyileşmesi daha hızlı oluyor. Ama diğer tarafta kişi sorunlarının başkalarından yada çevresinden kaynaklandığına inanıyorsa, sorumluluğunu üstlenmeyi reddediyorsa ve problemlerini çözemeyecek kadar güçsüz ve zayıf olduğunu iddia ediyorsa iyileşme süreci biraz daha uzun zaman alıyor.

Borderline kişilik bozukluğunda kendine zarar verme eğilimi çok sık görülür. Manipülatif intihar girişimleri, kendine zarar verme gibi davranışlarına depresyon, işlevsellikte bozulma, duygulanımda dalgalanmalar, dürtü kontrolünde zorlanmalar, boşluk duyguları ve kaygı eşlik eder.

Toplumda korkulan ama bir o kadar da yeterince bilinmeyen Sınır Kişilik olarak tanımlanan Bodurline kişilerin ilişkilerde yaklaşma ve uzaklaşma sık yaşanır. Sevgi ve nefret, öfke ve suçluluk, yüceltme ve değersizleştirme şeklinde yine gelgitlere rastlanır. Bordurline Sınır Kişilik bozukluğunda kişi iyi ve kötünün sentezini yapmada güçlükler yaşar. Farklı zamanlarda aynı kişiye, çok yoğun kızgınlık veya çok yoğun sevgi ve hayranlık duyabilen bu kişileri, Uğur İlyas CANPOLAT Borderline kişilik bozukluğunu konuyla ilgili çalışmaları olan Uzman Psikolog Sinem Öztep Kuruoğlu ile irdeledi.

Sınır kişilik, boşluk duyguları, kimlik karmaşası, kontrolsüzce ortaya konan öfke tepkileri, özel ilişkilerde aldatılma ve terk edilme korkuları, ilişkilerde karşı tarafın ilgisini çekmek üzere yapılan manipulatif davranış, intihar girişimleri, göz korkutmalar, zaman zaman gerçeklik algısının kaybı gibi özellikler gösteren bir kişilik yapılanmasıdır.

Tüm diğer kişilik tiplerinde olduğu gibi, 18 yaşına kadarki 3 yıllık dönemde bu özellikler kendisini gösterdiyse, ilişkileri ve işlevselliği de olumsuz etkilemekte ise kişilik bozukluğundan söz edebiliriz.

İki temel dürtümüz olan cinsellik ve saldırganlık, sınır kişilik bozukluğunda denetlenemeyen şekilde ortaya çıkar. Kişi karmaşık, rastgele ilişkiler yaşar; öfke tepkileri ise kontrolsüz ve çiğdir.

Evet ancak şöyle bir paradoks vardır, hem çok yakın ilişki kurmaya ve güven duymaya ihtiyaç duyarlar hem de güven sorunları ve aldatılıp, terk edilmekle ilgili korkuları o kadar yoğundur ki savunma amaçlı olarak ani ve tepkisel şekilde mesafe alırlar. Bu türden gelgitleri çok sık yaşadıkları için ilişkileri ve duyguları stabil olmaktan uzak ve yıpratıcı hale gelir.

Konulmuş mesafeler onlar için sevilmeme, reddedilme, güven duyamama anlamına gelecektir. Yakınlık ve güven ihtiyaçları çok yoğun olduğu için hayal kırıklığı yaşarlar ve öfke tepkileri, ilgi çekmeye yönelik manipulasyonlar ve yardım isteme mesajlı intihar girişimleri olabilir.

Kişiler arası ilişki ve iletişimde, güven duyma ihtiyacının yoğunluğu ve aynı düzeyde de güven duyamayacağına dair inançtan kaynaklanan gelgitler yaşarlar. İlk ilişkileri ebeveynin ihmal, ret, şiddet veya taciz şeklindeki yaklaşımından ötürü oldukça travmatik olduğundan temel güven duygusu hiç hissedilememiştir. Bundan dolayı tüm ilişkilerin benzer sarsıcı deneyimler getireceği beklentisi hakimdir. Bu beklentiyle doğrudan ilgili olarak kendini korumak için sergilenen savunma manevraları ile ilişkiler sağlıksız hale gelir.

İlişkilerde yaklaşma ve uzaklaşma, sevgi ve nefret, öfke ve suçluluk, yüceltme ve değersizleştirme şeklinde gelgitleri vardır. İyi ve kötünün sentezini yapmada bir güçlük olduğundan farklı zamanlarda, aynı kişiye, çok yoğun kızgınlık veya çok yoğun sevgi ve hayranlık duyabilirler. Bu duygu yoğunluklarında kişi sanki duygu skalasının öbür kutbunda hiç bulunmamıştır. Örneğin şimdi kızgınlık duyduğu kişiyi sanki hiç sevmemiştir veya şimdi hayranlık duyduğu kişiyi sanki hiç değersiz algılamamıştır.

Sınır kişilerin başka kişileri ve durumları algılayışlarında hep olumlu ya da olumsuz uçlarda olma vardır. Algılama gerçekçi değildir. Örneğin annen nasıl biri diye sorsanız tamamen kötü resmedebilir veya belli bir durumu tamamen olumlu algılayıp yüceltebilir. Tıpkı masallardaki gibi iyi ve kötüyü birbirinden ayırır ve buna göre yargılamaya varır. Bu uçlar gerçekçi ve nötr algılamakta olan diğer kişiler için dikkat çekicidir. Öfke tepkileri ve disforik duygulanım da yakınlarını rahatsız ettiği ölçüde dikkat çekici olacaktır.

Sınır kişilik daha ziyade hayatının yolunda gitmediğinin, kendisine zarar verdiğinin, ilişkilerinin doyumlu olmadığının, boşluk duygularının, zaman zaman çok artan kaygısının, depresif duygulanımının, ilişkilerinin bir şekilde bozulduğunun farkındadır. Gelgitlerini ve dalgalanmalarını objektif bir gözle göremeyebilir.

Kimlik karmaşası vardır çünkü kendilerindeki olumlu ve olumsuz yanların da bir sentezi yapılamamıştır. Bu yüzden kim olduğu konusunda kararsızlık hakimdir. Ergenlik dönemine özgü kim olduğuna dair arayış sınır kişilikte yoğun şekilde deneyimlenir. Bu yüzden benliği algılayışta zaman zaman tutarsızlıklar görülür.

Bu konuda yapılmış araştırmalara göre, yaşamın erken dönemindeki ilişkilerde taciz ve şiddet yaşantıları söz konusudur. Bildiğiniz gibi ilk dönem travmalarının ileriki dönem travmalardan farkı kişilik yapılanmalarını doğrudan etkilemeleridir.

Kendine zarar verme eğilimi çok sık görülür. Zaman zaman ilgi çekme amaçlı manipülatif intihar girişimleri, zaman zaman ise kendini "canlı hissetmek" amaçlı kendine zarar verme, örneğin bilekleri kesme, kanın aktığını görmek isteme, vardır.

Evet, intihar teşebbüsü, intiharla ilgili göz korkutma ve kendine zarar verme davranışlarının en çok görüldüğü vakalar sınır kişiliklerdir.

Kişilik bozukluğu tanısı koyabilmek için kişinin en az 18 yaşında olması ve 15 yaşından beri tutarlı şekilde aynı davranış örüntüsünü sergiliyor olması gerekir. Özellikle ergenlik döneminde görülen kimlik karmaşası, madde kullanımı, duygusal iniş çıkışlar, kimlikle ilgili arayışlar sınır kişilikle karışma özelliğine sahiptir. Oysa ki kişilik bozukluğu diyebilmek için kararlı ve kalıcı bir kişilik örüntüsü olması gerekir.

Özellikle genç yetişkinlik döneminde işlevsellikte bozulma, duygulanımda dalgalanmalar, dürtü kontrolünde zorlanmalar, boşluk duyguları ve kaygı ile başvuru daha sıktır. Yaş ilerledikçe hem meslekte hem de ilişkilerde daha fazla stabil olma söz konusudur. Dürtü kontrolündeki sorun ve yoğun güven ihtiyacına karşın yoğun güvensizlik zaman zaman tedavi sürecini tehlikeye sokabilse de işbirliği sağlanabilir ve olumlu sonuçlar alınabilir.

Yalnızlık ve boşluk duyguları, dönem dönem kaygı, dönem dönem depresif duygu hali bu rahatsızlıkta sık karşılaşılan belirtilerdir. Mesleki işlevsellik ve lişkiler yolunda gitmediği için kişi sıklıkla negatif geribildirim almakta olduğundan depresif duygudurum ve kaygı yaşanması çok muhtemeldir.

En çok aldatılma ve terk edilmeyle ilgili endişeleri vardır. Her ilişki bu tehdidi taşır ve yoğun biçimde kendini koruma önlemleri almayı gerektirir.

Genel toplumun yaklaşık % 2 'sinde olduğu öngörülmektedir.

Evet, kadınlara bu tanının konulma oranı %75 iken erkeklere konulan tanı oranı %25'tir.

Stres dönemlerinde insanlardan şüphelenme, kendisi hakkında konuştuklarını düşünme vs. şeklinde paranoid düşünceleri ve benlik ya da gerçeklik algısının kaybı şeklinde yaşanan dissosiatif semptomlar görülebilir.

Sınır kişiliğin tepkisel davranışları, güven ihtiyacına karşılık güven duyamaması, terk edilme korkuları ve terk edilmemek için yaptıkları manevralar, herhangi bir ilişkinin sessiz, sakin geçmesine izin vermez maalesef.

Elbette, iki temel dürtü de, hem cinsellik hem de saldırganlık, kontrolsüz şekilde ortaya konur. Saldırganlık yeni kurulmuş bir ilişkinin ilk anlarından itibaren çiğ bir şekilde ifade edilebilir veya cinsellik rastgele yaşanabilir.

Bozukluk tanısı zaten en erken 18 yaşında konulur ve en azından 15 yaşından itibaren aynı örüntünün görülmesi gerekir. Dolayısıyla ergenlik döneminin sınır kişiliği düşündürecek şekilde sıkıntılı geçmesi beklenebilir.

Evet alkol ve madde bağımlılığı veya kötüye kullanımına oldukça sık rastlanır.

Sınır kişiliğin özellikle başarılı olduğu ya da olamadığı belli bir meslek dalı ya da iş yoktur. Başarılı olma işlevselliğin ve ilişkilerin bozulmamasına bağlı olduğundan, stabil gidiş sağlanabildiği ölçüde başarı da sağlanabilir.

Yoğun öfke, kaygı, depresif duygulanımlar zaman zaman ilaç tedavisini gerekirebilir ancak tedavi uzun süreli psikoterapidir. Geçmiş ve bugün arasındaki bağlantının kurulduğu, davranış değişikliğini de sağlayacak biçimde ruhsal yapılanmanın anlaşılmaya ve değiştirilmeye çalışıldığı uzun süreli ve derinlikli bir çalışma yapılması gerekir.