Ü a.
1. Türk abecesinin yirmi altıncı harfi.
2. Dar, yuvarlak, ön ünlü.
—ANSİKL.
• Sesbilgisi. Sözcük başında (üç, ün, ürk-), iç seste (süt, türk, sür-) ve son seste (ülkü, süngü, görgü) bulunur. Yabancı dillerden alınan sözcüklerde de görülür: ümit, düşman, üslup, gül, müftü (< müfti); bülten, kür, ürbanizm. Arapça ve farsçada ü sesi yoktur; bu sesi bulunduran bütün arapça ve farsça sözcüklerde gerçekte o, u ünlüleri bulunur; ü’lü biçimler türkçede ortaya çıkmıştır. Çift ünsüzle biten arapça ve farsça sözcüklerde ilk ünlü ö ya da ü olmuşsa iki ünsüz arasına bir ü sesi girer: hükm > hüküm, ömr > ömür, zülf > zülüf, şükr > şükür, zulm > zulüm (ince I etkisiyle). Farsçadan alınan ve iki uzun ünlü bulunduran sözcüklerde de arada ü türemesi görülebilirfjsn- mân > hânümân.
Küçük ünlü uyumuna göre, ilk heceden sonraki hecelerde yalnızca ö ve ü ünlülerinden sonra gelir: ölüm, dönüm, bölüm, görüntü, üzüntü, çözül-, üzül-. Eski türkçede bütün ince ünlülerden sonra gelebilmektedir: beÇük 'büyük', bişük ‘beşik’, öğüt 'öğüt', ülüş ‘nasip, pay', ü sesi vurgusuz orta hece konumunda düşebilir: göğüs-ü-m > göğsüm, ötürü > ötrü, süpür-ü-ntü > süprüntü, tükür-ük > tük- rük. Eski türkçeden beri yuvarlak ünlü ile görülen kimi ekler ancak osmanlıca döneminde küçük ünlü uyumuna uymuşlardır: -gur- / -gür-, -dur- / -dür-, -ur- / -ür-, -guz-/-güz- ettirgenlik ekleri: belgür- ‘belirmek’, bildür- 'bildirmek', yidür- 'yedirmek', ötküz- 'geçirmek'; -uk / -ük, -ut / -üt, -gu / -gü fiilden ad yapma ekleri: ezük ‘ezik’, binüt ‘binecek hayvan', bilgü ‘bilgi’; -duk/-dük ortacı bildük kişi 'tanıdık insan’, 1. çoğul belirli geçmiş zaman eki: geldük 'geldik', -cuk / -cük, -cugaz / -cügez küçültme ekleri: begcük, begcügez 'beycik' başlıcalarıdır. Bütün bu ekler, bugün Türkiye türkçesinde uyuma girmiştir.
• Tarihsel sesbilgisi. Türkçenin eski dönemlerinde uzun ü sesinin de bulunduğu anlaşılmaktadır: kü 'şöhret’, tü 'tüy', yüz 'sayıda yüz'. Bu sözcükler eski uygur- cada genellikle iki ü ile yazılmaktadır. Ya- kutçada ve türkmencede bu uzunluklar korunmuştur: küs (yakutça), güyç (türk- mence) 'güç, kuvvet'; küt- (yakutça), güyt- (türkmence) 'gütmek'; tül (yakutça), düyş (türkmence) 'düş'; tün (yakutça) 'gece'; düyn (türkmence) ‘dün1; üt (yakutça), süyt (türkmence) ‘süt’. Yakutçada kim^uzun ö sesleri de üö olarak diftonglaşır: öl > üöl 'nemli', tört > tüörd 'dört', kök > küöh 'gök'.
Eski türkçede kiçig > kiçi (eski anado- lu türkçesi) sözcüğü, sonradan büyük sözcüğüne örnekseme yolu ile küçük biçimini almıştır. Eski türkçedeki -lig/lig addan sıfat yapma eki de sondaki g'nin dıg- tonglaşması ile eski anadolu türkçesinde
-lu / -lü olmuştur: iş-lig > işlü, beglig > beglü, til-lig > dillü. Daha sonra bu ek de küçük ünlü uyumuna girmiştir. Yine eski türkçede -sız / -siz / -suz / -süz olan yokluk eki -lu/-lü' ye örnekseme yolu ile eski anadolu türkçesinde -suz / -süz biçimini almıştır: el-süz, dil-süz, yer-süz. Bu ek de sonradan küçük ünlü uyumuna girmiştir. Dudak ünsüzleri yanındaki ü sesleri ancak XX. yy.'a doğru küçük ünlü uyumuna girmiştir: temür > demür > demir.
y sesinin daraltıcı etkisiyle şu sözcüklerde ö > ü gelişmesi olmuştur: beçlük > böyük 'büyük', yöri- > yürü-, yörük > yürük, y'ye yaklaşan ğ sesi de aynı ses değişikliğine neden olabilmektedir: öğüt > üğüt-, göğercin > güvercin, öğür- > uğur-. Aşağıdaki örnekte g sesi yanında da darlaşma görülür: gözel > güzel. Batı trakya ve rumeli ağızlarında bu gelişme çok ileridir: döğ- > düğ-, göğüs > göğüs, öyle > üyle, söyle- > süyle-, gör- > gür-.
Kazan tatarcası ve başkırtçada ö > ü olur: köz > kuz 'göz', öt- > üt- 'geçmek', ölüm > ülim, öz > üz 'kendi', tört > dürt 'dört', ört- > ürt-, kör- > kür- 'görmek', yön
> yün. Buna karşılık ü > ö olur: kün > kön ‘gün’, üz- > öz-, ür- > ör- 'üflemek', üst > öst, süt > söt, tün > tön 'gece'.
Çuvaşçada kimi sözcüklerde ö > ü olur: böl- > pül-, köl > küle, bögrek > püre 'böbrek', tög- > tü- 'döğmek', tölek
> tülek 'dölek, sakin', töd- > tüs- 'katlanmak, çekmek', öpke > üpke 'öfke', ös- > üs- 'gelişmek, büyümek’. Çuvaşçada ü > i, ç olduğu da görülür: üç > \/is; ür- > vşr- 'üflemek', bütün > pçdçn, üzüm > yezçm, kürk > kerçk. Çuvaşçada kullanılan ü seslerinin bir bölümü orta türkçedeki e karşılığıdır: üt 'et', bir bölümü o karşılığıdır: pü ‘boy’, sü- 'soymak', bir bölümü de a karşılığıdır: çaç > süs' 'saç', açı- > yüs'- ‘acı olmak', u'dan ü'ye geçenler de vardır: kudruk > hüre 'kuyruk', yuıv- ka > s’ühe 'yuka, ince’.
1. Türk abecesinin yirmi altıncı harfi.
Sponsorlu Bağlantılar
—ANSİKL.
• Sesbilgisi. Sözcük başında (üç, ün, ürk-), iç seste (süt, türk, sür-) ve son seste (ülkü, süngü, görgü) bulunur. Yabancı dillerden alınan sözcüklerde de görülür: ümit, düşman, üslup, gül, müftü (< müfti); bülten, kür, ürbanizm. Arapça ve farsçada ü sesi yoktur; bu sesi bulunduran bütün arapça ve farsça sözcüklerde gerçekte o, u ünlüleri bulunur; ü’lü biçimler türkçede ortaya çıkmıştır. Çift ünsüzle biten arapça ve farsça sözcüklerde ilk ünlü ö ya da ü olmuşsa iki ünsüz arasına bir ü sesi girer: hükm > hüküm, ömr > ömür, zülf > zülüf, şükr > şükür, zulm > zulüm (ince I etkisiyle). Farsçadan alınan ve iki uzun ünlü bulunduran sözcüklerde de arada ü türemesi görülebilirfjsn- mân > hânümân.
Küçük ünlü uyumuna göre, ilk heceden sonraki hecelerde yalnızca ö ve ü ünlülerinden sonra gelir: ölüm, dönüm, bölüm, görüntü, üzüntü, çözül-, üzül-. Eski türkçede bütün ince ünlülerden sonra gelebilmektedir: beÇük 'büyük', bişük ‘beşik’, öğüt 'öğüt', ülüş ‘nasip, pay', ü sesi vurgusuz orta hece konumunda düşebilir: göğüs-ü-m > göğsüm, ötürü > ötrü, süpür-ü-ntü > süprüntü, tükür-ük > tük- rük. Eski türkçeden beri yuvarlak ünlü ile görülen kimi ekler ancak osmanlıca döneminde küçük ünlü uyumuna uymuşlardır: -gur- / -gür-, -dur- / -dür-, -ur- / -ür-, -guz-/-güz- ettirgenlik ekleri: belgür- ‘belirmek’, bildür- 'bildirmek', yidür- 'yedirmek', ötküz- 'geçirmek'; -uk / -ük, -ut / -üt, -gu / -gü fiilden ad yapma ekleri: ezük ‘ezik’, binüt ‘binecek hayvan', bilgü ‘bilgi’; -duk/-dük ortacı bildük kişi 'tanıdık insan’, 1. çoğul belirli geçmiş zaman eki: geldük 'geldik', -cuk / -cük, -cugaz / -cügez küçültme ekleri: begcük, begcügez 'beycik' başlıcalarıdır. Bütün bu ekler, bugün Türkiye türkçesinde uyuma girmiştir.
• Tarihsel sesbilgisi. Türkçenin eski dönemlerinde uzun ü sesinin de bulunduğu anlaşılmaktadır: kü 'şöhret’, tü 'tüy', yüz 'sayıda yüz'. Bu sözcükler eski uygur- cada genellikle iki ü ile yazılmaktadır. Ya- kutçada ve türkmencede bu uzunluklar korunmuştur: küs (yakutça), güyç (türk- mence) 'güç, kuvvet'; küt- (yakutça), güyt- (türkmence) 'gütmek'; tül (yakutça), düyş (türkmence) 'düş'; tün (yakutça) 'gece'; düyn (türkmence) ‘dün1; üt (yakutça), süyt (türkmence) ‘süt’. Yakutçada kim^uzun ö sesleri de üö olarak diftonglaşır: öl > üöl 'nemli', tört > tüörd 'dört', kök > küöh 'gök'.
Eski türkçede kiçig > kiçi (eski anado- lu türkçesi) sözcüğü, sonradan büyük sözcüğüne örnekseme yolu ile küçük biçimini almıştır. Eski türkçedeki -lig/lig addan sıfat yapma eki de sondaki g'nin dıg- tonglaşması ile eski anadolu türkçesinde
-lu / -lü olmuştur: iş-lig > işlü, beglig > beglü, til-lig > dillü. Daha sonra bu ek de küçük ünlü uyumuna girmiştir. Yine eski türkçede -sız / -siz / -suz / -süz olan yokluk eki -lu/-lü' ye örnekseme yolu ile eski anadolu türkçesinde -suz / -süz biçimini almıştır: el-süz, dil-süz, yer-süz. Bu ek de sonradan küçük ünlü uyumuna girmiştir. Dudak ünsüzleri yanındaki ü sesleri ancak XX. yy.'a doğru küçük ünlü uyumuna girmiştir: temür > demür > demir.
y sesinin daraltıcı etkisiyle şu sözcüklerde ö > ü gelişmesi olmuştur: beçlük > böyük 'büyük', yöri- > yürü-, yörük > yürük, y'ye yaklaşan ğ sesi de aynı ses değişikliğine neden olabilmektedir: öğüt > üğüt-, göğercin > güvercin, öğür- > uğur-. Aşağıdaki örnekte g sesi yanında da darlaşma görülür: gözel > güzel. Batı trakya ve rumeli ağızlarında bu gelişme çok ileridir: döğ- > düğ-, göğüs > göğüs, öyle > üyle, söyle- > süyle-, gör- > gür-.
Kazan tatarcası ve başkırtçada ö > ü olur: köz > kuz 'göz', öt- > üt- 'geçmek', ölüm > ülim, öz > üz 'kendi', tört > dürt 'dört', ört- > ürt-, kör- > kür- 'görmek', yön
> yün. Buna karşılık ü > ö olur: kün > kön ‘gün’, üz- > öz-, ür- > ör- 'üflemek', üst > öst, süt > söt, tün > tön 'gece'.
Çuvaşçada kimi sözcüklerde ö > ü olur: böl- > pül-, köl > küle, bögrek > püre 'böbrek', tög- > tü- 'döğmek', tölek
> tülek 'dölek, sakin', töd- > tüs- 'katlanmak, çekmek', öpke > üpke 'öfke', ös- > üs- 'gelişmek, büyümek’. Çuvaşçada ü > i, ç olduğu da görülür: üç > \/is; ür- > vşr- 'üflemek', bütün > pçdçn, üzüm > yezçm, kürk > kerçk. Çuvaşçada kullanılan ü seslerinin bir bölümü orta türkçedeki e karşılığıdır: üt 'et', bir bölümü o karşılığıdır: pü ‘boy’, sü- 'soymak', bir bölümü de a karşılığıdır: çaç > süs' 'saç', açı- > yüs'- ‘acı olmak', u'dan ü'ye geçenler de vardır: kudruk > hüre 'kuyruk', yuıv- ka > s’ühe 'yuka, ince’.
Kaynak: Büyük Larousse
X-Sözlük Konusu: ne demek anlamı tanımı.