Arama

Sendikacılık Nedir?

Bu Konuya Puan Verin:
Güncelleme: 16 Ekim 2015 Gösterim: 1.002 Cevap: 0
Safi - avatarı
Safi
SMD MiSiM
16 Ekim 2015       Mesaj #1
Safi - avatarı
SMD MiSiM
SENDİKACILIK a.
1. Ortak çıkarlarını savunmak üzere, aynı meslekte çalışan kişileri bir araya getirme amacını güden hareket. (Bk. ansikl. böl.)
Sponsorlu Bağlantılar
2. Sendikaların eylemi.
3. Bir kimsenin sendika içindeki eylemi.
4. Ulus yaşamında sendikaların bir rol oynaması amacını güden öğreti.

—ANSİKL. işçi sendikacılığı, tarihi boyunca, ulusal ve siyasal koşullar içinde sanayi işçiliğinin ve üretim tekniklerinin hızlı değişmelerine uyum sağlamak zorunda kaldı. Ülkelere ve çalışma alanlarına (işkollarına) göre farklı sendikacılık gelenekleri ortaya çıktı. Günümüz sendikacılığı, bu çeşitli gelenekler arasındaki, çoğu kez sert geçen tartışmalarla beslendi. Büyük Britanya, Fransa ve ABD’de kurulan ilk sendikalar yerel temeller ve çoğu kez vasıflı belirli meslek dalları üzerinde örgütlendi.

• XIX. yy.'dan başlayarak üç büyük sendikacılık geleneği ortaya çıktı.
Korporatist gelenek. Meslek esasına dayanan bölgesel ve ulusal düzeyde federasyonların kurulmasını teşvik etti. Eski loncaların izinden giderek ilk ortaya çıkan meslek odaları gibi korporatif sendikacılık da daha çok, makine kullanımının ve liberal sanayinin yaygınlaştırdığı proleterleşmeye karşı kendini savunan, nitelikli işçileri harekete geçirdi. Meslek sendikaları o dönemde ayda işçinin bir günlük ücreti tutarında aidat alıyorlardı. Kuruluşlarından beri, bu sendikalar yalnız üyelerinin ücretleri ve çalışma koşullarıyla değil, aynı zamanda mesleğe (işe) alınmanın denetimiyle de ilgileniyorlardı. ABD' deki American Federation of Labor (AFL), 1955'te Congress of industrial Organizations (CİO) ile birleşene kadar ilke olarak, meslek sendikalarının korporatif biçimdeki örgütlenmesiydi.
Reformcu gelenek. Bu geleneği sürdüren sendikalar, toplumun kapitalist örgütlenme biçimini eleştirmezler, devlet ve özel sektör kuruluşlarındaki yetkililerle yalnızca en iyi koşullar içinde pazarlık yapma yollarını araştırırlar Sendika federasyonları, her meslekteki işçileri, sanayi kollarına göre gruplandırır. Bu tür sendikacılık, sos
yal güvenlik ve iş yasalarının iyileştirilmesi için toplu iş sözleşmeleri ve ulusal çapta büyük pazarlıklar yapmaya dayanır. Anglosakson sendikaların çoğu, çeşitli sanayi dallarını etkileyen iktisadi sorunlarda uzman profesyonel kadroları ve gerektiğinde etkin grevleri örgütleyebilecek önemli mali kaynaklarıyla, bu tür sendikacılıkta çok ustalaştılar. Birinci Dünya savaşı'ndan sonra batılı sendikaların çoğu, reformcu bir stratejiyi benimsediler.
Devrimci gelenek. XIX. yy.'ın sonunda Fransa ve Almanya'da çok canlı olan devrimci sendikacılık geleneği, sınıf dayanışmasını geliştirmek ve kapitalist sistemi devirecek koşulları yaratmak için her meslekten işçiyi bir araya getirmekten yanadır. O dönemde genel grev, devrimci sendikacıların burjuva sınıfını yıkmak için seçtikleri bir amaçtır. Çoğunlukla devrimci sendikacılık, antimilitarist düşüncenin sıkı bir savunuculuğunu yapar ve K. Marx’ ın “işçilerin vatanı yoktur” yolundaki sözünü benimser. (Sendikalar, “işçi sınıfının gerçekten özgürlüğüne kavuşmasını öngören amaçları doğrultusunda bir örgütlenme ocağı olarak hareket etmelidirler" [Uluslararası işçi birliği kararı, Cenevre kongresi, eylül 1866].)
Bilinci Dünya savaşı'nın ilanı ve genel seferberlik, devrimcilerin sendika hareketi içindeki etkisini zayıflattı.

• Sendikayla işçi partileri arasındaki ilişkiler konusunda, sendikacılık tarihinde, dört büyük görüş vardır.
Anarkosendikacılık, sendikaların her tür siyasal partilerden kesin olarak bağımsız olmasını savunur. Bu görüş, üretimin bizzat işçiler tarafından denetlenmesinden yana olduğundan, sendikaların kendi içinde “temel" girişimlerinde önceliklere sahip olmasını ileri sürer. Bu anlayış içindeki sendikaların federasyon ve konfederasyonları, ilke olarak, eşgüdüm işlevi görürler Anarko-sendikacılığın en güçlü örnekleri Fransa, İtalya ve ispanyada görülür. Fransa'daki tüm işçi sendikalarının statüsü, Genel iş konfederasyonundan (CGT) ve 1906 Amiens kurallarından sonra, görüşlerine yakın her tür siyasal partilerden, kuramsal olarak, tümüyle bağımsızdır.
"Tradeunion"culuk, bir işçi partisi aracılığıyla ya da sendika örgütünü doğrudan doğruya temsil edecek üyelerle Parlamentoda sendikalist bir siyasetin temsil edilmesi esasına dayanır. İngiltere'deki Labour Party, 1906’da kurulduğunda, sendikaların sosyal nitelikli yasa önerilerini Parlamentoda savunmalarına olanak sağlayan, 29 trade-union üyesi Parlamentoda temsil edildi.
Sosyal demokrat çözüm, işçilerin siyasal dilekleri konusunda sosyalist partiye öncelik ve üstünlük tanıma esasına dayanır. Sendika ile parti arasında bir işbölümü vardır. Sendikalar, iktisadi mücadeleleri yönetir, partiler de işçi hareketlerine görüş açıları verirler.
Gotha’da Alman sosyal demokrat parti birinci kongresi dolayısıyla toplanan sendika konferansı şu savları ileri sürdü:
1. işçilerin görevi, siyaseti sendikalardan uzak tutmaktır;
2. işçilerin manevi yükümlülüğü, proletaryaya elverişli iktisadi ve siyasal konum sağlayabilecek tek parti olan, sosyal demokrat partiye girmektir.
Leninci çözüm, sınıf mücadelesi içinde komünist partiye yönetici bir rol verir. Sendika bir kitle örgütüdür. Bu örgüt marxçı kurama dayanan doğru bir siyaset geliştirebilecek yetenekte değildir. Parti, militanları aracılığıyla, siyasetini sendikaya kabul ettirmelidir. Sendikanın, parti ve işçi kitlesi arasında bir “aktarma kayışı" olmasından, ancak bu anlamda söz edilebilir. Öteki anlamda, militan işçileri ortaya çıkarmak ve onları deneyden geçirmek anlamında, komünizmin bir ilkokulu olarak sendikacılıktan söz edilebilir. Böylece Lenin, bir yandan sendikaların korporatist ve gerici yönünü belirtirken öte yandan bu örgütlerin birçok işçi için "tam bir örgüt-süzlükten ilkel, aşağı, en basit ve erişilmesi en kolay örgütlenme biçimine ilk kez" bir geçiş oluşturduklarını kabul ediyordu (Komünizmin çocukluk hastalığı, mayıs-haziran 1920.)
Bunların dışında, dinsel esaslara dayanarak örgütlenen sendikaları belirtmek gerekir Bu şekilde örgütlenen Avrupa'daki tüm katolik sendikalar, yüzyılın başından bu yana, Kilise'nin sosyal öğretisini uygulamaya geçirmek amacıyla ortaya çıktılar.
ABD’de etnik azınlıkların bir baskı grubu oluşturmaya başlamalarıyla sendikaların gitgide daha çok zenci, meksikalı ve porto rikolu üyeler aldıkları görülüyor.
Nihayet, tek partili rejimlerde iktidara yardımcı olan, merkezileşmiş ve devlet aygıtıyla kaynaşmış kuruluşların, işçi sendikacılığı geleneği içinde sözünün edilip edilemeyeceği sorulabilir. 1980 ağustosundan bu yana, Polonya'daki “Dayanışma'' sendikası Doğu bloku ülkeleri içinde gerçekten bağımsız sendikaların ortaya çıkabilme sorununu gündeme getirmektedir.

• Türkiyede, işçilerle ilgili kuruluşların kökeni loncalar döneminde "Orta sandığı” ya da "Teavün sandığı" adlarıyla kurulan bazı yardım sandıklarına kadar uzanır. Ancak, bunlar bir işçi örgütü olmaktan çok uzaktır. 1871'de kurulan Ameleperver cemiyeti, bazı araştırmacılara göre, ilk işçi örgütü olarak kabul edilmekteyse de, bu kuruluş da Batı'dan etkilenen aydınların işçilere yardım etmek amacıyla kurdukları bir yardım sandığı olmaktan öteye geçemedi. Sanayileşme sürecine geç giren bir ülke olan Türkiye’de, XIX. yy.’ın sonunda tek önemli işçi örgütü, 1894'te kurulan OsmanlI amele cemiyeti oldu. Ne var ki, Abdülhamit'in baskı döneminde Tophane işçilerince gizli olarak çalışmaya başlayan bu örgüt, uzun ömürlü olamadı. 1895'te derneğin yöneticilerinin tutuklanması üzerine dağıldı. OsmanlI devletinde, dernek kurma hakkı ikinci meşrutiyetin ilanından (1908) sonra tanındı. Bu dönemin göreli özgürlük ortamı içinde işçiler birbiri ardınca grevler yapmaya başladılar. Özellikle 1908 yılının eylül ve ağustos aylarında yoğunlaşan bu grevlerin çeşitli baskı yollarıyla engellenmek istenmesi, işçi örgütlenmesine önemli kısıtlamalar getiren Tatili eşgal kanunu'nun çıkarılması (1909), çeşitli işçi örgütlerinin kurulmasını önleyemedi. Bu dönemde, 1895'te kapatılan OsmanlI amele cemiyeti'nin kurucularından bir bölümü, 1908'cte, OsmanlI terakkii sanayi cemiyeti'ni kurarken; çeşitli işçi kesimlerince de Mürettibin-i osmaniye cemiyeti, Dersaadet tramvay işçileri cemiyeti, Şark şimendiferleri müstahdemin teavün cemiyeti vb. birçok işçi örgütü daha kuruldu. 1910 yılı ortalarında, başta İstanbul ve Selanik olmak üzere İzmir, Zonguldak, Kavala ve Drama gibi büyük kentlerde demiryolu, tütün, maden ve yükleme işçileri; marangozlar, fırıncılar, terziler, matbaa işçileri, kunduracılar, pamuk ipliği bükümcüleri vb. çeşitli kuruluşlarda örgütlenmişler, Selanik’te Sosyalist işçi federasyonu' nu (Selanik Sosyalist amele heyet-i müt- tehidesi) oluşturmuşlardı. Ancak, önce Birinci Dünya savaşı'nın çıkması, ardından başlayan Kurtuluş savaşı işçi eylemlerinin gerilemesine, örgütlerin dağılmasına neden oldu. Kurtuluş savaşı sırasında ancak iki işçi örgütü vardı: Türkiye işçi derneği (1913-1922), Beynelmilel işçiler ittihadı (1920-1923). Cumhuriyetin ilk yıllarında Türkiye işçi derneği'nin öncülüğüyle Türkiye Dernek birlikleri ittihadı kuruldu, ancak başarılı olamadı. Bunu İzmir iktisat kongresi öncesinde Milli türk ticaret birliği'nin desteğiyle İstanbul Umum amele birliği’ nin kuruluşu (1923) izledi. Birlik, kongreye işçilerin temsilcisi olarak katıldı. Bu kongrede, işçilere dernek (sendika) kurma hakkı tanındı, Tatili eşgal kanunu'nun işçiler yararına yeniden gözden geçirilmesi ve amele yerine işçi sözcüğünün kullanılması kararı alındı. İstanbul Umum amele birliği daha sonra Türkiye Amele birliği olduysa da, 1924'te feshedildi. Bunun üzerine İstanbul'da çeşitli derneklerin bir araya gelmesiyle Amele teali cemiyeti kuruldu. Özellikle iş yasası tasarıları konusunda işçilerin görüşlerinin saptanmasında etkinliği olan cemiyet, 1925’te Şeyh Sait ayaklanması üzerine çıkartılan Takriri sükûn kanunu'na karşın varlığını bir süre koruyabildi; ancak 1928’de hükümetçe kapatıldı. Bu dönemde, ayrıca, işçi tesanüt ve teavün cemiyeti, Silahtarağa elektrik fabrikası işçileri cemiyeti, İstanbul Umum deniz ve madenkömürü tahmil ve tahliye işçileri cemiyeti vb. örgütler de varlıklarını koruyamadılar. Takrir-i sükûn kanunu ile tüm grevler yasaklandı, 1933'te Ceza kanunu grev yapanlara uygulanan cezaları ağırlaştıracak yönde değiştirildi, 1936'da çıkartılan iş kanunu ile sendika özgürlüğü konusunda önemli kısıtlamalar getirildi. Daha sonra, 3512 sayılı Cemiyetler kanunu'nda değişiklik yapılarak "sınıf esasına dayalı dernek kurma yasağı" getirildi. Böylece, Türkiye'de ikinci Dünya savaşı sonuna kadar işçilerin sendikalarda örgütlenmesi olanaksız hale geldi.
Türkiye, 1945’te Birleşmiş milletler'e dolayısıyla da Uluslararası çalışma örgütü' ne (İLO) üye olunca, bazı yasaların kaldırılması ya da değiştirilmesi zorunlu oldu. ilk olarak, 1946'da çıkartılan 4919 sayılı yasayla Cemiyetler kanunu'nda yer alan sınıf esasına dayalı dernek kurma yasağı kaldırıldı. Bu yasağın kaldırılmasının hemen ardından çok sayıda işçi sendikasının yanında Türkiye işçiler derneği, İstanbul işçi sendikaları birliği, Türkiye Deniz işçileri sendikaları birliği gibi dernek ve birlikler kuruldu. Bu dönemde, kurulan sendikaların sayısı altı ay gibi çok kısa bir süre içinde yüze ulaştı. Bu gelişmeler, hükümetin 17 aralık 1946’da sıkıyönetim kararıyla içlerinde İstanbul işçi sendikaları birliği'nin de bulunduğu birçok sendikayı siyaset yaptıkları gerekçesiyle kapatmasına yol açtı. 1947'de "işçi ve işverenler sendikası ve sendika birlikleri hakkında kanun” adıyla Türkiye'de ilk sendikalar yasası çıkarıldı. Bu yasada grev, toplu sözleşme hakları yer almıyor, ayrıca sendikaların siyasetle uğraşmaları da yasaklanıyordu. Bu sendikacılık anlayışı, türk çalışma yaşamına " 1947 sendikacılığı" adıyla geçti. Sendikalar yasası, özellikle grev hakkı konusunda önemli tartışmalara yol açtı. Dönemin muhalefet partisinin (DP) programında grev hakkına yer vermesi, işçilerin desteğini sağlamasında etkin bir rol oynadı. 1948'de, iktidarın (CHP) görüşlerini benimseyen İstanbul İşçi sendikaları birliği'nin kurulması üzerine grev hakkı yanlısı bir grup tekstil işçisi, önce Hür mensucat sanayii işçileri sendikası' nı, ardından da Hür işçi sendikaları birli- ği'ni kurdular. Ancak, 1950'de seçimleri kazanarak iktidara gelen DP hükümeti, programında yer alan grev hakkının tanınmasına daha sonra karşı çıktı. 1950 sonrasında işçi örgütlenmesi açısından en önemli olay, kuşkusuz, 1947'den beri sendikacılığın konfederasyon düzeyinde örgütlenmesi düşüncesini gerçekleştiren Türkiş'in (Türkiye işçi sendikaları konfederasyonu) kuruluşu oldu (1952).
27 Mayıs 1960 hareketiyle, sendikacılık açısından çağdaş ve yeni bir dönem başladı. 1961 Anayasası'yla sağlanan temel hak ve özgürlükler arasında tüm çalışanlar için sendika özgürlüğü (m. 46), işçilere toplu pazarlık ve grev hakkı (m. 47) tanındı. Ancak Anayasa'da grev hakkının kabul edilmesine karşın, iş kanunu'nda grev yasağı sürüyordu (m. 72). işçiler yeni bir yasa çıkartılması için çeşitli girişimlerde bulundular. Bu arada işverenler de örgütlenerek Türkiye işveren sendikaları konfederasyonu'nu (TİSK) kurdular (1962). Bir yıl sonra 274 sayılı “Sendikalar kanunu” ile 275 sayılı "Toplu iş sözleşmesi, grev ve lokavt kanunu" 24 temmuz 1963'te Resmi gazefe’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Türkiş, 24 temmuz gününü işçi bayramı olarak ilan etti. 274 sayılı yasa, sendikaların baskı grubu olarak etkinlikte bulunabilecekleri ilkesini kabul ediyor, yalnızca siyasi partilerle organik bağ kurmasını yasaklıyordu (m. 16). Kamu çalışanlarına ise sendika kurma hakkı vermekle birlikte, grev ve toplu sözleşme yapma haklarını tanımıyordu. Bu son madde, türk çalışma yaşamında memur ve işçi tanımı konusunda yıllar süren tartışmalara yol açtı.
1966’da toplanan Tür-iş VI. Genel kurulu için hazırlanan raporda Türkiye'de sendikacılığa en uygun politikanın "par- tilerüstü politika" olduğu açıklandı. Bu görüşe karşı çıkan bazı Türkiş üyesi ve bağımsız sendika yöneticileri Türkiye Devrimci işçi sendikaları konfederasyonu'nu (DİSK) kurdular DİSK, Türkiş'in savunduğu 1947 sendikacılık anlayışının tersine “demokratik sınıf ve kitle sendikacılığı anlayışı" benimsedi.
Türkiş içinde 1960’larda başlayan görüş ayrılıkları DİSK'in kuruluşundan sonra da sürdü. DİSK'in kuruluş aşamasında Türkiş yöneticilerinin sendikal anlayışına karşı çıkarak, kısaca ŞADA olarak adlandırılan “Sendikalar arası dayanışma anlaşması” yapan bir grup sendikacı,1970'lerde önce "Dörtler" sonra da “On ikiler” adlarıyla anılan sosyal demokrat muhalefeti oluşturdular. 1970'te, 274 ve 275 sayılı yasaların 1312 sayılı yasa'yla değiştirilerek sendikal örgütlenmeler konusunda bazı kısıtlamalar getirilmesi, 15-16 haziranda İstanbul ve Kocaeli'nde büyük bir işçi yürüyüşü yapılarak protesto edildi. Daha sonra bazı siyasi partilerin Anayasa mahkemesi’ne başvurmaları üzerine 1317 sayılı yasa’nın birçok maddesi iptal edildi.
1963'te, 274 ve 275 sayılı yasaların yürürlüğü girmesiyle hızla gelişen sendikal örgütlenme 12 Mart 1970 ara döneminde grev ve lokavtların büyük ölçüde yasaklanması ve toplu sözleşme düzeninin askıya alınmasıyla duraklama dönemine girdi. 1973 seçimleriyle ara dönemden çıkılınca DİSK hızla gelişmeye başladı. Bu arada sendikal kesimde DİSK ve Türkiş dışında MİSK ve Hak-iş adlı iki işçi konfederasyonu daha kuruldu. 1980’e gelindiğinde ülkede toplam 743 sendika vardı.
1 ocak ile 12 eylül 1980 arasında 424 işyerinde yapılan grevlere 84 432 işçi katılmıştı. 12 Eylül hareketiyle sendikal etkinlikler durduruldu, DİSK ve MİSK'in yönetimi kayyumlara verildi, DİSK yöneticileri yargılanmak üzere tutuklandı. Daha sonra çıkartılan 2364 sayılı "süresi sona eren toplu iş sözleşmelerinin sosyal zorunluluk hallerinde yeniden yürürlüğe konulması hakkında kanun ile Yüksek hakem kurulu uygulamasına geçildi. Böylece 1982 Anayasası ve 2821 ve 2822 sayılı yasalarla çalışma yaşamına yeni bir çerçeve getirildi.
Bu düzenlemeler sendikaların işlevlerini azaltırken devletin çalışma yaşamına müdahalesini artırdı. Bu arada Hak-iş konfe- derasyonu'nun bloke edilen mal varlığı serbest bırakıldı. DİSK yöneticileri uzun süre tutuklu olarak yargılandılar ve çeşitli cezalara çarptırıldılar. Ancak Türk ceza kanunu'nun 141. ve 142. maddeleri kaldırıldıktan sonra, 1991 yılında Askeri Yargıtay tarafından aklandılar.


Kaynak: Büyük Larousse

X-Sözlük Konusu: ne demek anlamı tanımı.

Benzer Konular

15 Kasım 2017 / asla_asla_deme Hukuk