Bebekte göz kontağı kuramıyorsanız... Bebekler yaklaşık 2 aylıkken anneleriyle göz kontağı kurmuyor, ışık ve oyuncak takibi yapmıyor, etraftaki objelere karşı ilgisiz duruyorsa gözlerinde bir kusur olabilir.
Kocaeli Üniversitesi (KOÜ) Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Özgül Altıntaş, çocukluk dönemindeki bazı göz hastalıklarının, görmeyi, görme gelişimini, görmeyi öğrenmeyi etkilediği, erken yaşlardan itibaren rutin kontrollerin yapılması gerektiği belirtti.
Beynin genellikle 7 yaşında görmeyi öğrenmeyi tamamladığını, aksi takdirde çocuğun görmeyi öğrenme şansı kalmadığını dile getiren Altıntaş, bu dönemde konjenital katarakt, konjenital glokom, konjenital kapak düşüklükleri, şaşılık, görmeyi tehdit etmeyen, ancak rahatsızlık veren gözyaşı kanal tıkanıklıkları gibi hastalıkların görme tembelliğine sebep olduğunu ifade etti.
Bu gibi durumlarda erken teşhisin büyük önem taşıdığına dikkati çeken Altıntaş, yeni doğan bebeğin bir veya iki gözünde sürekli sulanma, çapaklanma görülmesi halinin gözyaşı kanal tıkanıklığı olabileceğini ifade ederek, şu bilgileri verdi:
“Gözyaşı kanal tıkanıklığında görme kaybı olmaz. 1 yaşına kadar doğru masajla yüzde 95 oranında giderilebilir. 1 yaş sonrası ise tel ile sondalama dediğimiz yöntem uygulanır. Genellikle görme kabiliyetinin kaybedildiği konjenital glokomla karıştırılır. Konjenital kanal tıkanıklığı ile konjenital glokomu ayıran en büyük özellik, yaşarmanın yanında ışığa bakamama, ışığın rahatsızlık vermesi, göz bebeklerinin büyük olması, büyüme tek taraflı olursa fark edilebiliyor, ancak çift taraflı büyüme söz konusu olursa çocuk ‘iri, güzel gözlü’ olarak yorumlanabiliyor. Bu gibi durumlara daha dikkatli olunması, eğer çocuğun gözünde yaşarma varsa bir hekime gidilmeli ve konjenital kanal tıkanıklığı mı, yoksa konjenital glokom mu olduğu tespit edilmelidir. Şaşılık da görme tembelliği yapabilir. Bu konuda yanlış bir inanış hakim, ‘Beklensin, daha çok küçük, büyüdükçe düzelir’ denilir. Ama bir an önce şaşılığın nedeninin belirlenmesi, önlem alınması gerekir.”
Görmeyi öğrenmeyi tehdit eden diğer bir durumun ise konjenital katarakt olduğunu dile getiren Altıntaş, göz bebeğinin ortasındaki siyah reflenin beyaz gözükmesinin konjenital katarakt olabileceği gibi göz içi bir tümör olabileceğine de işaret etti.
TEDAVİ İÇİN ERKEN TEŞHİS
Fiziksel hiçbir bulgu olmaması durumunda da kırılma kusurlarına bağlı görme tembelliklerinin oluşabileceğine değinen Altıntaş, şöyle konuştu:
“Çocuk, gözlerinin sağlam gibi görünmesi nedeniyle bu şekilde gelişebilir ve bu şekilde görmenin öğrenilmesi tamamlanabilir. Böyle bir durum ancak rutin göz muayenesiyle fark edilebilir. Bu konuda çocuk hekimlerine ve ailelere büyük görev düşmektedir. Bizce 1-3 ve okul öncesi 6 yaşında göz muayenesi mutlaka yaptırılmalı, her hangi bir bulguya erken müdahale edilmeli.”
NELERE DİKKAT EDİLMELİ
“Bebekler yaklaşık 2 aylıkken anneleriyle göz teması kurmalı. Bebek, anne ile göz kontağı kurmuyor, ışık ve oyuncak takibi yapmıyor, etraftaki objelere karşı ilgisiz duruyorsa gözlerinde bir kusur olabilir” diyen Altıntaş, şöyle devam etti:
“Çocuğunuz, gözlerini kısarak bakıyor, nesneleri seçmekte güçlük çekiyor, televizyonu çok yakından izleme ihtiyacı hissediyor, kitaba, deftere aşırı yaklaşıp okuyup yazıyor, bir gözünü kapatıp diğer gözüyle görmeye çalışıyor, başına belirli bir pozisyon vererek görmeye çalışıyor ve çevresiyle yeterince ilgilenmiyorsa muayene edilmesi geciktirilmemelidir.”
Altıntaş, prematürelerde şaşılık ihtimali, yüksek gözlük ihtiyacına bağlı görme tembelliğinin daha sık ortaya çıktığını, erken doğanlarda göz muayenesinin daha fazla önem taşıdığını da belirtti.
Stres, doğacak bebeğin zekasını etkiliyor İngiliz bilim adamlarının yaptığı bir araştırmaya göre, hamilelikte stres, doğacak bebeğin zekasını olumsuz etkiliyor.
Londra’daki Imperial College uzmanlarınca yapılan ve sonuçları Clinical Endocrinology dergisinde yayımlanan araştırma, hamilenin yaşadığı stresin, gebeliğin 17. haftasından itibaren bebeği olumsuz etkilediğini gösterdi.
Haberin devamı
Yapılan deneylerde, hamilelikte yoğun stres yaşayan kadınların çocuklarının IQ’sunun, ortalamanın yüzde 10 altında kaldığı gözlendi.
Anne karnında strese maruz kalan çocuklarda ayrıca davranış bozuklukları tespit edildi.
Bilim adamları, annenin yaşadığı stresin hangi mekanizma ile çocuğun zeka ve davranış gelişimini etkilediğini ise henüz tespit edemedi.
Ağlamayan bebek olmaz Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Acil Tıp Birimi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hayri Levent Yılmaz, “Ağlayan Bebek” tanımının günde 3 saatten daha uzun süren, haftada 3 günden daha fazla tekrarlayan ve ağlaması için bir neden bulunamayan bebekleri kapsadığını söyledi.
Haberin devamı
Doç. Dr. Hayri Levent Yılmaz, birçok nedenlerden dolayı oluşan bebek ağlamalarının anne ve babayı endişelendirmesinin yanında hekim için de sıkıntı yaratan bir durum olduğunu söyledi.
Polikliniklerde en çok “bebeklerin ağladığı” yakınmasıyla karşılaştıklarını ifade eden Yılmaz, bebeklerin, şımarma, kızma, korkma, şaşırma, umduğunu bulamama, anlaşılamama, sıkılma, dikkat çekmek, uyuyamamak, acıkma, susama ya da sadece canı istediği için ağlayabildiklerini ifade ederek, şunları kaydetti:
“Tüm bunlar genellikle fiziksel sağlık açısından sorun oluşturmaz. Ancak bazen bebek canı yandığı, bir yerleri ağrıdığı, konforsuz bir ortamda kaldığı, kendini iyi hissetmediği ya da hasta olduğu için ağlar. Bu durumlarda hekimin ağlayan bebeğin ağlama nedenini çok dikkatli bir öykü, fizik inceleme ve yakın gözlemle bulması ve tedavi etmesi gerekir.”
Yılmaz, ağlama nöbetlerinin genellikle yaşamın 2-3. haftasında başladığın ifade ederek, “Saatlerce sürebilir ve çoğunlukla ikindi zamanı, akşamları ve gece yarısına doğru görülme sıklığı artar” dedi. Yılmaz, şöyle devam etti:
“Ağlayan bebek yakınması çoğu zaman 3-4’üncü aylarda azalarak 4. ay sonunda da ortadan kalkmaktadır. Nöbetler sırasında bebek bacaklarını karnına doğru çeker ya da dimdik uzatır, yüzü kıpkırmızı olur, bazen morumsu bir renk alır, haykırırcasına ağlar, hiçbir şey sakinleştirmeye yardımcı olamaz.”
Süt vücut direncini artırıyor Milli Eğitim Bakanlığı Çıraklık ve Yaygın Eğitim Genel Müdürlüğü ile Tetra Pak Türkiye işbirliğiyle Mersin Kültür Merkezi’nde “Sağlıklı Süte Çağrı” semineri düzenlendi. Seminere katılan Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Tanju Besler, dünyada çocuk ölümlerinin büyük çoğunluğunun yetersiz ve dengesiz beslenmeden kaynaklandığını belirtti.
Haberin devamı
Toplumda beslenmenin bilinçli yapılması halinde çocuk ölümlerinin azalacağını ifade eden Besler, “ABD’de çok küçük yaşlardan itibaren beslenmenin önemini vurgulamak için okullarda ve okul öncesi eğitimde bilgilendirme programları yürütülmektedir. Dolayısıyla eğitim şart” dedi.
KEMİK SAĞLIĞI İÇİN VAZGEÇİLMEZ
Besin değeri yüksek olan sütün yaşamın her döneminde vazgeçilmez olması gerektiğini ifade eden Besler, şöyle konuştu:
“Doğumdan itibaren yaşamın her evresinde süt içilmesi gerekiyor. Bir bardak sağlıklı sütle kalsiyum ve fosfor gibi mineral ihtiyacının yarısı karşılanıyor. Kemik sağlığı, diş sağlı ve vücudun enerji mekanizmasında kalsiyuma ihtiyaç vardır. İnsan vücudunun hastalıklara karşı daha dirençli olması için her yaşta mutlaka süt tüketilmesi gerekiyor.”
STANDARTLARA UYGUN SÜT
Tetra Pak Türkiye Kurumsal iletişim Müdürü Yasemin Ayginin de açıkta satılan sütün düşük olan vitamin değerinin, kaynatıldıktan sonra önemli oranda kaybolduğunu söyledi. Uluslararası standartlarda, 1 mililitre sütte kabul edilebilir bakteri miktarının 5 bin iken, Hacettepe Üniversitesi tarafından açık süt örneklerinde yapılan incelemede bu sayının 100 bine kadar yükseldiğinin belirlendiğini ifade eden Ayginin, “Ankara’nın 39 semtinden elde edilen 150 sokak, 109 UHT ve 41 pastörize süt örneği üzerinde yapılan laboratuvar analizlerine göre, UHT uzun ömürlü sütün insan sağlığı açısından tüm standartlara uygun özellikler taşıdığı açıkça ortaya çıktı” dedi.
Astıma karşı hamilelikte elma yiyin
Hamilelik sırasında annenin yediği elmanın, bebeği astımdan koruyabileceği belirtildi.
Hollandalı ve İskoç bilimadamlarının yaptığı araştırma çerçevesinde, yaklaşık 2 bin hamile kadının beslenme biçimleri izlendi ve bin 253 bebeğin akciğer işlevleri kontrol edildi. Utrecht Üniversitesi'nden S. M. Willers'ın yazarlığını yaptığı araştırmada, 5 yaşlarına geldiklerinde 145 çocuğun astıma yakalandığı görüldü.